Two Thin Worlds 37. Bölüm

"..."Güney Söğüt'ün Büyük Şeytanı - A Yun

“A-Yun! A-Yun!!!!”

Kucağında küçük bir bebekle gecenin köründe koşarak gelen Jian Jiqing, heyecanla soludu, parlak gözlerinde yıldızlar vardı, ve yüzü tamamıyla tanrılar için adanmıştı. Kendine ait sakinliği, ve ağır başlılığı çoktan uçup gitmişti. Evden gizlice kaçmıştı.
Yakışıklı yüzü, koşarak geldiğinden dolayı ter içinde kaldı. Uzun, sağlıklı saçları, yüzüne çarpan rüzgarla birlikte hışımla havaya savruldu.

Gecenin mavi tonu yıldızların kutsal parlaklığıyla örtülmüştü. Gökyüzü bugün bağışlayıcıydı, kucaklayıcı, sevgi ve huzur doluydu. Evren dünyaya mırıldıyordu.

Hışırtıların arasından küçük cırcır böceklerinin sesleri, baykuşların şarkıları duyuluyordu. Jiqing tereddüt etmeden ilerledi, elinde bir meşale bile yoktu. Gecenin karanlığından payını almıştı, malesef ki yıldızların aydınlattığı gökyüzü ve güzel ay, büyük ve heybetli ağaçların içinden geçebilecek kadar güçlü değildi.

“A-Yun!!!!!”

Sonunda büyük yokuşu çıktıktan sonra ormanın içindeki kısa yolu kullanarak kolayca güney söğüdün yasak topraklarına girmişti.

Shen Xingyun’e ait olan bu topraklar, herkesçe reddedilen küçük bir kısım olmaya devam ediyordu, Güney söğüt henüz unutulmamıştı, Shen Xingyun’in savaşları, öldürdüğü insanlar, her biri yeni yeni duyulmaya başlanmıştı.

İki yüzlü köpek, her şeyden kaçarak Lianhua’nın temiz ve dürüst topraklarına adımını atalı çok olmuştu.

Soğuk yüzünü ve şansızlıkla geçen günlerini hiç kimse yargılamamıştı, Ta ki uzun zaman önce yayılan söylentilerin gerçeklik payı artıncaya kadar kimse onun bir iblis, bir lanetli, ölümsüz bir canavar olduğunu düşünmemişti.

Buraya kaçmasının amacını, geldiği yerde yaşananları herkes konuşuyordu.

Shen Xingyun, doğduğunda talihsizliğin tanrısı gözünü açmış, Shen Xingyun’i elinden geçirmişti. Yaşadığı her yıl, isimsiz kasaba yavaşça gömülmeye ve unutulmaya başlamıştı. Bu da yetmezmiş gibi, söylenenlere göre ölümsüz olabilmek için ailesinin ruhu üzerine, Jun Dayu’nun hareminde olan yılan dilli HuaLin ile bir antlaşma yapmıştı.

Kurnaz HuaLin, Da Fu’ya tanrıların ölümsüzlüğünü bahşedeceğini söyleyerek onu kandırmış ve evine üç yıldırım düşmesini sağlamıştı. Ardından Shen Xingyun HuaLin’den intikamını almak için bir yemin etti. Ve kendi kendine kültive oldu. Gücü öylesine derin ve iddialıydı ki, gerçek bir tanrı olarak yükselmesi gerekiyordu.

Fakat bir nedenden dolayı çıldırarak, yükselmeyi başaramadı.

Delirdikten sonra, kendini beğenmiş soğuk ve ketum birinin kılığına girdi. Çılgınlığını göstermemek yegane göreviydi. Kalbindeki sevgiyi, şehvete değişti, erdem öğretilerini hiçe saydı ve kendi yolunu çizdi.

Shen Xingyun, efsunlu diliyle en yakın arkadaşını baştan çıkardı. Üstelik bundan hiç utanmadan gururla etrafta gezmeye devam etti. Kadın pişmanlıkla, yalanladı. Ve kadının nişanlısı da zehirli dilin sahibini suçladı, Şehvet düşkünü Shen Xingyun arkadaşına zorla sahip oldu.

Bütün bu olanlardan sonra kadın daha fazlasına dayanamayarak intihar etmişti. Üstelik kendini Shen Xingyun’in her zaman ziyaret ettiği ormanlık alanda asmıştı. Onu bulan kişi de Shen Xingyun’di.

Reddedildiği için hiddetlenen Shen Xingyun, kadının cenazesinde bile rahat vermedi. Acımasız Shen Xingyun, onu annesinin ve kayın validesinin gözü önünde öldürecek kadar duygusuzdu. Kadının sevgilisini herkesin önünde öldürdü. Karnını deşti ve bağırsaklarını çıkardı.

Bir an bile tereddüt etmeden, yanında getirdiği kılıcı adamın böğrüne saplamış, ve hiçbir şey olmamış gibi kılıcı çektikten sonra iğrenen gözlerle yoluna devam etmişti.

Döktüğü ilk kan olmayabilirdi, ancak bu her şeyin başlangıcıydı!

Onun yaptıklarına dayanamayan köylüleri sırasıyla, büyük bir soğuk kanlılıkla öldürmüştü, utanmazca Nehir ruhunu uyandırmış ve intikamı için ona Yin enerjisinden vererek emri altına almıştı. Zavallı nehir ruhu ham yin enerjisine dayanamayacak kadar saf ve kusursuzdu. Güzelliği karşısında o bile etkilenmişti.

Fakat Reenkarne olamayacak bedeni parçalara ayrıldı.

Shen Xingyun çıldırdı, agresifleşti ve hiddetlendi. Önce Alt diyara indi ve HuaLin’i öldürdü, İmparator Jun Dayu’ya meydan okuyarak yeniden doğum döngüsünü bozacağını haykırdı. İmparator Jun Dayu küçük insanı hor gördü ve onu öldüresiye dövdü.

Shen Xingyun’in aklının yerine gelmesi için yardım istedi ve alt diyara inmiş olan ruhlara yardım eden şaman, bilgin ve efsuncular ona kendi doğrularının ortak temelini anlattı:

O kendine gelene kadar onu cezalandırdılar ve dinlemeye teşvik ettiler:

HuaLin bir alt diyar iblisi olduğu için yeniden doğamazdı bu yüzden Jun Dayu, Shen Xingyun’a bir süre işkence etti ve her zaman hatırlattı: Acı, hayatın ve varoluşun bir parçasıdır. Acıların kaynağı arzu ve isteklerdir. İstek ve arzular bırakılırsa acılar sona erdirilebilir.

Ancak çılgın Shen Xingyun buna dayanamadı. Alt diyardan çıktığı zaman çoktan tükenmişti, ve sonunda Lianhua’ya geldi. akıllandığını sanan tanrılar onu affetmek istedi ve ona kaderin uslu çiçeklerinden bir tane uzattılar.

Ancak o, uzak topraklara gitti ve kendisine iyi bakan Wu ailesinin sözlerini beğenmediği için öldürdü. Müttefiklere zarar vermenin yasak olduğunu bildiği halde ailenin en küçük çocuğunu, yani dört yaşındaki Wu Li’yi bile kılıçtan geçirdi.

Zavallı çocuğun bedeni açlıktan ve sefaletten o kadar küçüktü ki, kılıç bedeninin ortasından geçerken bedeni kolaylıkla ikiye ayrılmıştı.

Uzak toprakların efendisi ve askerleri acı çığlıklarını duyduklarından bir şeylerin ters gittiğini anlamışlardı… Çok geçti.

Shen Xingyun ailenin küçük ve fakir evinden çıktığı gibi Bin askerle savaşmaya başlamıştı, en sonunda durduğunda kılıcının ucunda imparatorun kellesi duruyordu.

Onu öylece oraya koymuş ve imparatorluk topraklarının korunduğu surların kapısında öylece bırakıp gitmişti.

Her şey Jiangxi ve Lianhua kasabasının dilindeydi.

İsimsiz kasabanın büyücüsü olmasaydı, herkesi tehlikeye atacak olan Shen Xingyun’i durduramazlardı, belki de sektler böyle bir karar almış olmazlardı… Shen Xingyun’i durdurmaya çalışırken bütün kasaba yok olmanın eşiğine gelmişti.

Uzun zaman önce Lianhua kasabasına gelen isimsiz kişi olarak tanıtılan bu genç ve yakışıklı adam Jian Ailesinde misafir olarak kalmış ve büyütüldü.

Bu yüzden herkes konuşmaya başlamıştı; buraya attığı ilk adımda gerçekten nehir üzerini çamurla örtmemiş miydi zaten? Bütün bunları nasıl görememişlerdi… Olan tüm kötü şeyleri kendisine çeken mıknatıs gibiydi…

Jiqing, önündeki büyük bir kubbeye kısa bir bakış attı.

Ayın gümüşi ışığı, tüm alanı güneş gibi aydınlatıyordu. Büyüleyici bir güzelliğe sahipti doğrusu. Koyu mavi gökyüzü siyaha karışırken gümüşi ışıkla birlikte etraf aydınlanmıştı.

Shen Xingyun’in etrafını saran bir sürü çiçek vardı, gökyüzü aynı kucağındaki bebeği kutsadığı gibi Shen Xingyun’i de kutsuyordu.

Bariyerin en köşesinde, çok uzağında harabe bir kulübe vardı. Söylenenlere göre tek odaydı ve yirmi yıl önce yapılmış olmasına rağmen hiç özenli değildi. Onu cezalandırmak, ve küçük düşürmek için yapılan küçük bir dekorasyondu sadece.

Jiqing heyecanla, nefes almadan koşmaya devam etti, ve dışarıda, bariyerin tam önünde, Yangtze’a bakan yönde dizlerinin üzerinde duran solgun adama yaklaştı, Jiqing söylenen hiçbir şeyi umursamıyordu. Tanıdığı kişi, yanında her daim olan Shen Xingyun’di! Onunla büyümüştü onun her yüzünü gördüğünü düşünüyordu. Gerçek hayatta kötüler her zaman yalnız kalmaz. onların aydınlık tarafını seven insanlar, karanlığında gözlerini yumar ve hayatlarına her zaman aydınlığı alırlardı.

Jiqing’in onlardan bir farkı yoktu.

“A-Yun, beni duyabiliyor musun?” Jiqing önüne düşen saç tutarlarını ustalıkla geriye attı, güzel gülümsemesi bin ejderha incisine değerdi.

Yukarıdan, heykel gibi duran adama baktı. Uzun saçları omuzlarından ve sırtından aşağıya inmiş, ayın ışıdığı kutsal renkle birlikte parlak bir hal almışlardı,
Düz kirpiklerin arasından görünen kehribar gözler boş ve donuk bakıyordu. Dudağının üzerindeki küçük ben, solgun teni ve rengi çekilmiş beyaz dudakları yüzünden daha çok dikkat çekiyordu.

Jiqing çöktü. Üzerindeki eski cüppenin kirlenmesinden hiç mi hiç korkmuyordu.

Gülümseyerek kucağındaki çocuğun kalın kundağını hafifçe çözdü. Hava serin değildi bu yüzden onu iyice ve dikkatle soydu, görmeyen gözlerin önüne getirdi.

“Bu benim oğlum.” dedi gururla Jiqing, güzel gözleri hayranlıkla kucağındaki yumuşak ve kırılgan şeye bakıyordu. Büyük ve güçlü elleri bir hayli dikkatliydi, ancak o kadar mutluydu ki, ona zarar vermekten korkuyor, çekiniyordu.

Shen Xingyun cevap vermeyince kirpikleri hafifçe titredi. Nitekim o, uzun zamandır ağzını açıp tek kelime bile etmemişti.

Arkadaşları tarafından ihanete uğramayı, savaşları ve… jiqing’in ilk çocuğuna olanları kaldıramamıştı.

” A-Xingyun, sana inanıyorum. Kendine bir şans tanı, kendinden nefret etme. Benim en iyi dostumsun sen.” Dedi en içten duygularıyla. uzun zaman önce kaybettiği ilk bebekten kendini sorumlu tutan ölümsüzü avutmaya çalıştı; diğer söylenenlere inanmıyor, Shen Xingyun onunla olayları konuşmadıkça her birini görmezden geliyordu.

Yaşadığı süre boyunca ölümsüzün bir amacı vardı, sevgili nehir ruhunu bulmak onun önceliğiydi. Onun için her zaman savaşmaya razıydı. Tuhaf ve mistik renkli gözlerinde her zaman bunun inatçılığı yatardı.

Şimdi ise, ve gecen yıl süresince Da Fu’yu hiç bu şekilde görmemişti. Her şey üst üste gelmişti. Ve doğrusunu söylemek gerekirse, Jiqing neyi teselli edebileceğini bile bilmiyordu.

“Ne zaman gelsem söylüyorum zaten; beni duymasan da, görmesen de söyleyeceğim: Senin suçun değildi. Bize yaptığın tılsımda hiçbir sorun yoktu, kendine geldiğin zaman anlaman için iyice açıklayacağım, lütfen üzülme artık.” Shen Xingyun, tılsımı bebeğe verdikten iki saat sonra, nefes almayı bırakmıştı.

Shen Xingyun, bir milim kımıldamadı, gözünü bile kırpmadı. mermerden yapılma bir heykel gibiydi, duygusuz, donuk ve yapmaydı.

Bir insanın bunca zaman boyunca tek bir defa başını çevirmemesi, yerinden kımıldamaması düşünülemezdi bile. Ancak, Shen Xingyun, uzun zamandır burada öylece duruyordu.

Shen Xingyun’in Olaylı geçen tek bir günü olmamıştı bunca zaman. Doğum olduğunu duyduğu zaman henüz Lianhua’ya yeni varmıştı ve duyduğu gibi, kan revan içinde gelmişti.

Sadece en yakın dostunun mutluluğuna ortak olmak istemişti, ama daha iki gün geçmeden bir sürü söylenti yayılmıştı. O hapsedildiği an, onu ziyaret etmeye başlayan Jian ailesinin sadece iki üyesi… Jiqing ve MinYu.*

N.Jiqing’İn eşi, Jian Yi’nin annesi :,(-

Önceden Shen Xingyun’nin, Liu MinYu ile bir ilişkisi olduğunu söylüyorlardı, bu yüzden Bayan Liu MinYu, Shen Xingyun’e soğuk ve ketum davranmaya başladı. Ve Jiqing de karısının söylentilere üzülmemesi için Shen Xingyun ile birebir görüşüyordu.

Çocuk doğduktan sonra telaşlı, kanlar içinde ortaya çıktıktığında söylentiler tekrar başlamıştı. Bu sefer çocuğun Shen Xingyun’den olduğunu söylüyorlardı.

O utanmaz, iki yüzlü en iyi arkadaşının karısıyla yatıp kalıyor ve bir de ondan çocuk peydahlıyordu. Yüzsüzce telaşlanıyor, ve ona en güzel hediyelerini sunmak için acele ediyordu.

Bu hiç mi hiç mantıklı değildi işte. Shen Xingyun uzun zamandır savaştaydı. Peh! Jiqing olanları biliyordu, Shen Xingyun’nin kırılgan kalbini, savunmasız olduğunu ve acıların en büyükleriyle yüzleştiğini biliyordu. Ondan asla vazgeçmemişti.

Shen Xingyun’nin yüzüne baktığında gördüğü tek şey sağlıksız ve yavaş yavaş ölmek için ağzına bir gıdım su almayan yorgun ve masum bir kişiydi. Soğuk kışta, karın altında, yağmurda ve acımasız rüzgarlarda, tenini kavuran ve iştahla yalayıp yutan güneşte bile. O buradaydı. Ve ne konuşuyor ne de hareket ediyordu. Yemek yemeden öylece orada uzun yıllar boyunca durmuştu. Tanrılar bilir nasıl ayaktaydı…

Jiqing’i üzmüş olsa da, aynı ses tonuyla devam etmeye çalıştı ve şöyle söyledi: “Benimle konuşabilmeni özledim.”

Jiqing, ileride büyüteceği çocuk gibi akıllı, cesur ve biraz da duygusaldı. Bu yüzden kısa bir süreliğine görmeye geldiği dostundan hiçbir şey esirgemek istemiyordu.

” Hatırlıyorsun değil mi, askerler isminin bir süreliğine kullanılmaması gerektiğini söylemişlerdi, uzun zamandır sana öyle seslenmiyordum değil mi? Bunu özledin mi? Sana A Yun demem daha iyi değil mi?”

“Sana gerçek isminle seslenmek beni daha iyi hissettirdi, gelirken tekrar edip durdum. Duymak hoşuna gitti mi?”

Ancak Jiqing uzun zaman boyunca gelmeye devam etmişti. Ailelerinin sıkıntılı durumları yüzünden sık sık gelemese bile, Shen Xingyun’i tek başına bırakmamak konusunda inatçı davranıyordu. Çünkü Shen Xingyun; neredeyse sahip olduğu tek dostuydu.

Her şey doğru olsa bile, Jiqing öylece sırt çevirip gidemeyecek kadar aciz ve tutucuydu. Shen Xingyun’i iyi hissettirmek ve onu ailesinden biri olduğunu hatırlatmak önemliydi, ikinci çocuklarını göstermek konusunda çok kararlıydı.

Ona herkes gibi uzun bir süre Da Fu demişti, ancak bugün özel bir gündü. Bugün ona kendi adıyla seslenmesi gerekiyordu.

“A-Yun, bu gece doğdu, biliyor musun üç saat önce doğdu. Liu MinYu uyuduğu gibi onu sana göstermek için kaçırdım.”

Bebeği öne doğru uzattı. Bebeğin güzel yüzü yeni doğduğundan dolayı kırmızıydı, gözleri birer çizgi gibiydi yumuk küçük elleri sakince yumuşak göğsünün iki yanında duruyordu. kaşları yoktu ve kaşlarının olması gereken kısımda birkaç kasın çizgileri görünüyordu.

” Görüyor musun, çok güzel değil mi? Çok uysal ve suskun. Ona daha iyi bakacağım, bak…”

Küçük bebeğin eli hafifçe kıpırdandı, ve küçük büzüşmüş ağzını hareket ettirdi, homurdanıyormuş gibi görünüyordu, Jiqing güldü.

” Dudakları çok güzel değil mi, sanırım acıktığı için bu şekilde hareket ediyor… A Yun, endişelenme, seni yormayacak. Ağladığı zaman çabuk gideceğim.”

Jiqing biraz olsun gözlerini bebeğinden ayırdı ve heykel gibi duran Shen Xingyun’in soluk suratına baktı, ve sonra etrafını fark etti, bir sürü çiçek ve sarmaşıklar etrafını sarmıştı, bariyerin altından bile ilerlemiş ve bir metre dışında durmuşlardı. Sarmaşıklar yavaşça Jiqing’in etrafına doğru ilerliyor ve onu onurlandırıyorlardı.

Sardunyalar, begonyalar, yabani kadife çiçekleri, güller, buz çiçeği, kırmızı sarmaşıklar hepsi iç içe girmişti, ve hiçbiri gökyüzüne doğru uzanmıyordu. her biri en fazla bir karıştı, ayın kutsal gümüşi ışığı üzerine düşen nemle birlikte her birini parlak ve sağlıklı gösterdi.

” A-Yun….” Jiqing hafifçe duruldu, ve bakmaya devam etti; mermer gibi beyaz cildi ayın ışığıyla yıkanırken Shen Xingyun’in kalbini çoktan söküp attığını hissedebiliyordu.

Hemen kırılabilecek kadar kırılgan ve dünyada bir tane olacak kadar eşsiz kalbi, sonunda yitmişti. Buz tutmuştu ve belki de yok olmuştu.

Konuşmadığı ne çok şey vardı tanrılar bilir…

Shen Xingyun, kendi şansızlıklarından bahsetmek konusunda çok beceriksizdi, bu yüzden söylenen herhangi yanlış bir kelime onun uzun bir zaman boyunca canını sıkabilir ya da somurtmasına, düşünmesine neden olabilirdi.

Onunla büyümenin verdiği şansla birlikte Jiqing, Shen Xingyun’i anlayan yegane kişi olabilirdi. Bunu kendisi de çok iyi biliyordu. Onun bile fark etmediği bir şey fark etmişti çünkü. Ancak bunu söyleyebilecek kadar canına susamamıştı, ayıca o kadar da patavatsız değildi…

Shen Xingyun’in tek aşkının bir ruh olduğunu biliyordu. Onun bilemediği bir sürü duygu vardı. Ölümsüz olmasına rağmen çok toy ve duygulara çok yabancıydı.

Nehir ruhundan bahsederken gözlerinin nemle parlaması, göz bebeklerinin büyümesi ve acıyla kıvrılan dudaklarının zorlukla konuşması, ses tonunun çaresizliği ve her zaman söylediği göğsünde taşıdığı acının zamanla büyük bir karanlığa dönüşmesi…

Bunlar bir dosta hissedilebilecek duygulardan daha ağır ve sarsıcıydı.

Nehir ruhu için alt krallığın hayalet diyarını alt üst etmişti, Kral Jun Dayu ile büyük bir savaşa girmişti, ve Jun Dayu büyük savaşın sonunda onu iyice hırpaladıktan sonra onu dünyaya fırlatıp atmıştı.

Bütün bunların arasında, hiçbir zaman hatırlayamadığı bir yüzü özlemek, onu uzun zamanlar boyunca yıpratmıştı ve çaresizce dünyanın her bir köşesinde onu araması, alt krallığa gidip savaşması bile sevgisinin ne denli büyük olduğunu gösteriyordu.

Büyük acılar dilsizdir, diye düşündü Jiqing. Küçükken nehir ruhunun geçtiği konuşmaları hatırlıyordu, ancak uzun zamandır bununla ilgili hiçbir şekilde konuşmamışlardı. Shen Xingyun kaderin sert tokatıyla yüzleşmekte zorluk çekiyordu, ve hiçbir şekilde nehir ruhundan bahsetmemeye yemin etmişti.

Jiqing hatırladıkça, Shen Xingyun’nin bir katil olabilecek kadar gözü dönmüş olduğunu ve her kadınla yatabilecek kadar seks düşkünü olduğunu hiç düşünemiyordu. Bu donuk yüze baktıkça, düşündüklerini savunmaya devam edecekti. O muhtemelen…

Muhtemelen masumdu.

Jiqing acı, bir tebessümle bariyere yaklaştı.

” Beni duy A Yun iyileşeceksin, söz veriyorum.”

” Bu dünyada sana inanan tek bir kişi olsa bile yaşamaya devam etmelisin, ve şimdilik sana inanan birden çok kişi var, Jian hanesinin tamamı yanında olacak..”

“Ve onlar olmasa bile benim ailem; Liu MinYu ve A-Huan, ben yanında olacağız.”

“A Yun inan, A Huan büyüdüğünde seninle olacak, seni benden bile çok sevecek bunu biliyorum…”

“Sana anlatmak istediğim o kadar şey var ki… Ama Liu MinYu uyanmadan önce dönmem gerekiyor, merak etmemen için sadece bunu söyleyeceğim: Bir kadın söyledi, doğum haritasına baktırmak için çağırdığımız acemi biriydi, yine de bunu söyleyebildi: A Huan ve senin yaşam bağlarınız bir yerde kesişecek, bu iyi bir şey mi bilmiyorum ama… acıların için bir ödül değil mi? Aynı zamanda benim için bir ödül, hediye… Benim küçük bebeğim herkes için güneş olacak,”

” A Yun, iyileşip nehir ruhunu bulacaksın. Sana inanıyorum, vazgeçme. Yaşamaktan vazgeçme, birçok zorluk atlattıktan sonra vazgeçme Shen Xingyun.”

Bebek küçük bir mırıltı çıkardı, küçük parmakları açıldı, ve ağzı da aralandı. Jiqing heyecanla seyrediyordu ve Shen Xingyun’in bakıp bakmadığını kontrol etmek için başını kaldırdı…

Jiqing başını kaldırdığı zaman, Shen Xingyun’in gözlerinden durmaksızın akan yaşları fark etti, donup kaldı.

Kehribar gözlerin altından akan bu sıvı ne inciydi, ne de kutsal bir su, sıradan gözyaşlarıydı. Tanrılara meydan okuyan inatçı ölümsüz, cennetten hiç kabul görmemiş, ve alt krallıktan aşağılayıcı bir biçimde kovulmuş olan, Hiçbir dünyada kabul görmeyen ve yeri olmayan ölümsüz ağlıyordu.

Gözyaşları büyüleyici gözleri esir almış keskin dalgalardı, solgun yanaklarında bir an bile durmadan, hızla akıp kucağında duran ellerine düşüyor ve uzun zaman önce donan elleri sabah düşen ilk çiğ taneleri gibi ıslatıyordu.

Etrafı saran çiçekler hafifçe büyümüştü. Jiqing fark etmedi ve üzüntüyle konuştu, Shen Xingyun’in konuştuğu küçük şeyler yüzünden ağladığını düşünmüştü.

“A Yun. İmparatorlukta ne yaşadığını bilmiyorum, ama lütfen vazgeçme,”

Kısa bir süre daha onun yanında kaldı. A Huan’ı iyice sarmaladı ve onun durmak bilmeyen göz yaşlarını seyredip durdu. Koyu göz altları ve solgun dudaklarıyla kahredici bir görüntüydü.  giydiği kanlı cüppe hala üzerindeydi. Kan çoktan kurumuş, siyah, çirkin bir renge bürünmüştü.

Jiqing, Shen Xingyun’in ne düşündüğünü, ne hissettiğini ne yaşadığını ilk defa bu kadar merak etmişti. Onunla birlikte Yangtze’ı izlemeye koyuldu.

Sonra hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Bebek sakindi, küçük elleri yavaş yavaş hareket ediyordu. onu iyice sakladı ve sıcak tuttu, Shen Xingyun orada öylece dikilmeye devam ediyordu.

“Gitmem gerekiyor artık, sevgili dostum. Kaderin zehirli okları umarım derini sıyırıp geçer… Bugün diyebileceğim bir şey kalmadı.” dedi ve iyi dileklerini sunarak Shen Xingyun’i yalnız bıraktı.

Shen Xingyun o karanlıkta, yalnız ve tekti. Gözleri Yangtze’deydi. Göz yaşları bir süre daha akmaya devam etti. Jiqing’in oturduğu yeri yavaşça kaplayan çiçekler soldu, ve hızla kuruyup esen ilk rüzgarla birlikte uçup gittiler.

Shen Xingyun o karanlıkta yalnızdı.

Aynı, hayatının tamamında olduğu gibi.

Özel: Two Thin Worlds (BL)

Özel: Two Thin Worlds (BL)

İki İnce Dünya , 两个薄的世界, Two Thin Worlds
Seviye: Ongoing Tür: Yazar: Çizer: Orjinal dil: Çince
Dikkat: kitap kan, soykırım, ve NSFW içermektedir. Kitap +18'dir. Bölümler başında uyarı olmayacağı için sorumluluk size aittir.  Shen Xingyun, Jiujiang lanetinin baş sorumlusu olarak görülüyordu . Yüz yıl boyunca talihsizlikler silsilisinden kurtulamayan, LianHua kasabası, bütün felaketlerin hedefi olarak gösterilmişti. Köyüler yeterince masumdu, ve kötü adam bir iblisin suretinde bürünmüştü! Bunca sessizliğin ardından ve birçok felaketin sonunda huzura kavuşan LianHua kasabası bir defa daha sarsıldı! Bu sefer dolunay’ın başladığı yedi gündü sorun! Shen Xingyun’in istirahate çekildiği o kulübe her şeyin başlangıcıydı. Ve şimdi de yeni bir felaket öncesi sessizlik yaşanıyordu!   Talihsiz genç Jian Yi gelmek için kötü bir günü seçti. Güneyin Söğüt Efendisi acımasızdı, geleni hoş karşılamadı. Ancak pes etmeye niyetli değildi.   Birbirbirinden nefret eden ve etmeye çalışan bu ikili, birbirine sıkıca bağlandığında bunun nasıl olduğunu anlayamamışlardı. Da Fu dünyanın kötülükleriyle kapana kısıldığını ancak sıcak ve güçlü kollarla kucakladığında anlamıştı. Ve Jian Yi ise zaten hep buraya aitmiş gibi, Da Fu’nun Yeşim beyazı teninde hayat buldu. Bu planlanmamış yakınlaşma, Ulu Nehrin koruyucusunu bulmaya engel olabilir miydi? Jian Yi tüm korkularını geride bırakarak biricik aşkının isteğini yerine getirmeye kararlıydı. Ve olaylar istemsizce geliştiğinde her şey tepe taklak olmuştu.   Hemen oku!

Yorumlar

Ayarlar

Karanlık Modla Çalışmıyor.
Sıfırla