Two Thin Worlds 34. Bölüm

"Sevgili Ölümsüz,Çekip gittin.

Jian Yi: Yang-er, Yang-er söyle bana! Bana karşı neden bu kadar iyisin?

Mu Yang: Sevgisizlikten öldüğün için küçük jestlerimi iyilik sanıyorsun.

Jian Yi: Yani, Yang-er Bana Acıyor musun?

Mu Yang: Kesinlikle.

—————————————————————————–

Mu Yang’ın öfkeli haykırışı Jian Yi’yi titretti. Olup biten her şey onu sersemletmişken, gürleyen sesini duymak gerçekten de şaşırtmıştı.

“Senin yüzünden!” Kalabalığın arasından aldığı genci yakalarından kaldırdı ve görüş hizasına getirdi. Genç dehşet içinde bakıyordu ve daha hiçbir şey diyemeden Mu Yang yüzüne yumruğu indirdi!

“Cahil beynin bunları anlamıyorsa sana bir bir anlatacağım!” Ve Mu Yang bir yumruk daha attıktan sonra korkudan dilini yutmuş olan A-Feng’i silkti!

“Birincisi, Yun sekti ve diğer altı sektin kalıcı bir sözleşmesi var. Güney Söğüdün tamamı baş kaldırdığın kişiye ait.* Sana sormadıkları için bizi mi azarlayacaksın küçük velet?”

” İkincisi, Güney Söğütün Ölümsüz Efendisi istediği her yere hükmedebilecek güçteyken senin sikik cümlelerini ve tavırlarını çekmek için mi burada sanıyorsun? Beğenmiyorsan siktir git!”

” Ve Üçüncüsü, Yi Bai’nin On Dördüncü generali olarak seni tutukluyorum. Yun sektinin korumakla görevli olduğu topraklarda istediğin gibi isyan çıkarabileceğini mi sanıyorsun? İkidir yoluma çıkıyorsun,”

-Geçen bölümlerde Fei Xiao’nun Kalabalığı durdurmak için “biz anlaşmıştık” diye bağırdığını hatırlamıyorsanız diye yazdım. Burada ondan bahsediyor.-

“Mu Yang, sakin ol…” Ah Guo, Mu Yang’ın öfkesini utanç verici bulmuştu. Mu Yang haklı olmasına rağmen, A Feng’i düşüncesizce yumruklaması hiç iyi değildi. Hareketlerinin sonuçlarını düşünmeden yapması onun başını her zaman belaya sokuyordu.

Mu Yang arkasına baktı. Şaşkınca kendisini izleyen bir yığın insan, ve üstü başı kan revan içinde olan iki kişi vardı. Yüzünü kaplayan kan sızıntılarının arasından büyük kara gözleri şaşkınlıkla bakan Jian Yi’ye bir an baktı. Sanki öfkelenmesine hem şaşırmış hem de heyecanlı görünüyordu.

“Pat.” Yakasını bıraktığı an çocuk yere düştü ve bir ağız dolusu kan tükürdü. Gözleri yaşlarla dolmuştu, yakaları gevşemiş tüysüz göğsünü ortaya çıkarmıştı. Sefil bir görüntüydü. “Ben yapmadım!” dedi acınası bir ses tonuyla. Ancak donuk ve tehditkar gözler yine ondan tarafa döndüğünde titreyerek yerine pısmıştı.

“Ben gördüğümü söyledim. Duymadın mı?”

Jian Yi’nin kurtardığı kadındı konuşan. Gözleri sertti, ve meydan okurcasına Mu Yang’a kilitlenmişti. Uzun saç örgüsü omzunun üzerinden sarkmış, iki eli belinde öfkeyle birkaç adım atmıştı.

“Bana da mı vuracaksın Bay General?”

Mu Yang soğukça baktı.

“Söylediğin şeyleri tekrar et.”

“Sizinle tartışmayacağım. Bunları planlayan sizseniz, dediğim gibi yakın zamanda Zhen Shanmei* salonuna çağrılacaksınız.”

-Doğruluk,iyilik ve güzellik-

“Neden, beni hafife mi alıyorsun? Bana çarptın, dün, hatırlamıyor musun?” elini gelişi güzel salladı. Jian Yi tarafına öfkeli gözlerle bakıyordu.

Jian Yi, kadının birden kendisine döneceğini düşünmemişti gözlerini kırpıştırdı. “Çarpan sizdiniz Xiaojie.*” –Bayan, genç bayan, küçük kardeş olarak da bir anlamı var ama burada kullanılan bayan anlamında-

“Bana öfkeyle bakmıştın, beni korkuttun, sonra da sakladığın kişiyi gördüm.”

“Xiaojie, o halde özür dilerim. Ama şu an hatalı olan sizsiniz, konuyu geçiştirmeye çalışıyor olabilir misiniz? Neden onca insanı toplayıp buraya geldiniz?” Jian Yi, bariz bir şekilde gevşemiş olan kaslarını kullanamıyordu. Bu yüzden yüzünü silmek için kaldırdığı kolu, bedeninin bir parçası değilmiş gibi abartılı bir şekilde sallanıyordu. Jian Yi aldırmadı ve yüzünü koluyla kurutmaya çalıştı. Kesikler derin değildi, yine de yüzünü sildiğinde kan durmadan akmaya devam etti. Jian Yi şaşırarak kan içinde kalan giysisine baktı.

Fark etmediği şey ise, yüzünü silmeden önce de giysinin bu şekilde kanla kaplı olmasıydı, her yeri yırtıktı!

“Hayır, geçiştirmiyorum A-Feng’in suçsuz olduğunu söylüyorum. General kötü sözleri ve sert yumrukları eşit şekilde bana da atacak.”

“Xiaojie, çok kabasın, onun bir kıza vurmayacağını anlamış olman gerekirdi.”

Fei Xiao: “Xiaojie, bugün olanlar bildirilmeli ancak, şimdilik bunun bahsi geçmeyecek, lütfen gidin ve bir daha dönmeyin.”

Kadın kaşlarını çattı. ” Beni anlamıyor musunuz yoksa ben mi anlatamıyorum? Buraya kibarca kovulmaya gelmedim. LianHua’da, Güney söğüt efendisini istemiyoruz, Yun sekti kendisiyle öylesine meşgul ki seçildiği toprakları korumayı bile unutuyor ve Yi Bai güvenilmez.”

“Öyleyse seçimleri bekleyin,” Mu Yang basitçe ağzının payını verdi.

Ancak kadın kaşlarını çattı. ” Efsun yeteneklerimiz olmadığı için her zaman bizi küçük görüyorsunuz. Bay General, Zhen Shanmei salonuna çağrılacak olan siz olacaksınız. Dostumun yüzünü çekinmeden yumrukladınız, hakkımız olan refahı bile sağlayamayan Yun sekti, eminim ki söz konusu adalet olduğunda daha iyi bir iş çıkaracaktır,”

” Bir dahakine de çekinmeyeceğim.”

“Her neyse, General, bu sizin için bir uyarı. Artık topraklarımızda erdemli olmayan küstah efsuncuları, ve onun gizli işlerini istemiyoruz.”

Mu Yang gözlerini devirdi. Fei Xiao kaşlarını bükmüştü, endişeli endişeli baktı ve Mu Yang’ın yanına kadar gelip sessizce sordu, “Yine Fenglu’nun* küçük planları mıdır?”-Rüzgarlı arazi, büyük lusshan dağının sekti-

Mu Yang kaşlarını çattı ve omzunun üzerinde duran yüzü onaylamak için hafifçe döndükten sonra “Mn” dedi.

Fei Xiao seslendi,”Bunu en yetkili mertebelere ileteceğimize emin olabilirsiniz Xiaojie, Şimdilik gidin. Eğer Zhen Shenmei salonuna çağrılacaksak, bunun basit bir kavgadan olmasını isterim,”

“Beni güzelce tehdit ettin,” Kadın kıkırdadı. “Gerçekten küstahsınız. Her neyse, şimdi gideceğim, Bunu unutmayın. Artık bizden hiçbir şey saklayamazsınız.”

Doğrusunu söylemek gerekirse Jian Yi de dahil herkes onun normal bir kadın olmadığını anlamıştı.Da Fu’yu bilerek kışkırtmış olmalılardı. Bilerek Da Fu’nun elini savuracak yerde durduğu bile söylenebilirdi. Eğer önemsiz biri olsaydı bu kadar güçlü adamları toplayabilir miydi? Üstelik her birinin elinde çelikten palalar ya da eğitim çubuklarıyla orada öylece beklerken bunların sıradan halk olduğunu düşünmek biraz garip kaçabilirdi.

Koyu hava ve kaos çekildiğinde gerçekleri görmek çok kolaydı. Bir nedenden ötürü izlenmişlerdi, Kadın itiraf bile etmişti.Bunun planlı olması olasıydı. Da Fu tongaya düşmüştü. Ancak gerçekleri görmeyen tek kişi Sevgili Ölümsüz Efendi idi. Şakaklarını tutmuş, aniden ayağa kalkarken hiçbir şey söylemeden odasına geri gitmişti.

Fei Xiao düşünüyordu; Ne yazık, Bu ölümsüz oldukça hassas olmalı. Hem hassas hem de öfkeli olmalı. Ancak bir yandan göz ucuyla Jian Yi’ye baktığında susmak zorunda kalıyordu. Her yanı kan sızıntısıyla kaplıydı. Yedek kıyafetleri bile olmadığına emindi, Çünkü kendi eski pelerinini bile almayı akıl edememişti.

Mu Yang’tan uzaklaştı ve küçük adımlarla hala yerde oturan kişiye yöneldi. “Xiong.” Jian Yi’nin büyük kara gözleri yere sabitlenmişti. Sesi duyduğunda gözlerini kaldırdı ve Fei Xiao’ya baktı.

Sonrasında Ah Guo geldi. Fei Xiao, çömeldi ve Jian Yi’nin kanla yıkanmış yüzüne dikkatle baktı. Kesikler derindi, çıkardığı mendille alnını silmek üzere uzanınca Jian Yi, Fei Xiao’nun elini yakalayıp kibarca itti.

Meraklı bakışların altından gülümsedi. “Ben yaparım, yeterince iyiyim. Sadece, sanırım bedenim şokta bu yüzden ayağa kalkamıyorum.” Mu Yang bile uzaktan bu gülüşün ne denli buruk olduğunu fark etmiş ve kaşlarını çatmıştı, Bu kadar kan onu hem tiksindirmiş, hem de Jian Yi’ye acımasına neden olmuştu. Yüzünü başka tarafa çevirdi.

“Biraz dinlenene kadar burada kalabiliriz. Xiong, boş odaya geçmene yardım edelim, Ve Ah Guo da başka atlar kiralamak için dışarı çıkabilir.”

“Fei Xiao,” Mu Yang seslendi, Ama sonra vazgeçti ve onların yanına kadar geldi. Ah Guo’ya, Fei Xiao’nun dediği şeyleri yapması için gitmesini söyledi ve sonra Jian Yi’nin kolunun altına girdi. Jian Yi’nin donuk göz bebekleri saniyesinde Mu Yang tarafına dönmüştü.

“Neye bakıyorsun sen?” Mu Yang gözlerini kısarak iğneledi, ardından Fei Xiao da aynı şekilde diğer tarafına geçti ve onu kaldırdılar. Jian Yi bunu biraz komik bulmuştu. Çünkü o uzundu ve bariz şekilde yapılıydı, ama şimdi iki çocuğun yardımına ihtiyaç duyuyordu.

Mu Yang, “Temizlenmen için ılık su getireceğim, Fei Xiao ben gelene kadar yardım edebilirsin. Sonra da yaraları için yeşilçay merhemi kullan, bizi Yi Bai’ye kadar idare edecektir.”

“Xiong, oradaki malzemeler ve şifalı kaynakla hiçbir çizik bedeninizde iz bırakmayacak.”

Jian Yi hafifçe gülümsedi. İsteksiz bir gülümsemeydi, hiçbir şey söylemedi.

Yürürken Jian Yi çok zorlandı. Ayaklarının uyuştuğunu hissediyordu ve adım atmasına rağmen bacakları onu taşımıyordu, bu yüzden iki genç onu kısa süreliğine idare etmek zorunda kaldı.

Odadaki tek yatağa onu bıraktılar ve Mu Yang söylediği şeyleri hazırlamaya gitti, Ayrıca Fei Xiao Yaraların kumaşa yapışmaması için Jian Yi’nin iç cüppesini çıkarmasına yardım etti. Ve sonra kesiklerin göğsünde karnının üst bölümünde, kollarında ve bacaklarının üst bölümünde olduğunu anladı.

Neyse ki Jian Yi güçlüydü, bu şekilde kan kaybettikten sonra bilinci hala yerindeydi.

Kısa bir zaman sonra Mu Yang ve birkaç çalışan geldiğinde, Fei Xiao da Jian Yi’nin yüzünü üstünkörü temizlemişti.

“Ayağa kalkabilirim, dışarı çıkın lütfen.” Jian Yi iyi olduğunu göstermek için kollarını sallamayı denedi.

“Hadi, Fei Xiao.” Mu Yang, Fei Xiao’yu alarak hiçbir itirazda bulunmadan çıktı.

Kapının kapanma sesini duyduğu an, Jian Yi kendini yatağa bıraktı, gözlerini bir koluyla gizledikten sonra nefesini verdi.

Canı çok yanıyordu. Küçük kağıt kesiklerini andıran sızlayan bir acı vardı, ancak hareket ettikçe kan sızıyor ve derisi ayrılıyordu. “Shen Xingyun.” İstemsizce yatağın dayandığı duvara vurdu.

Sinirli olamazdı, çünkü çoktan vazgeçmişti. Üzerindeki yük tamamen hayal kırıklığından ibaretti. Sadece hatırlamak istediğini hatırlıyor, bilmek istediklerini biliyordu. Mu Yang haklıydı.

Şimdi, Da Fu’yu bu kara aurayla gördüğünde dehşete kapılmıştı. Solgun ten, parlayan iblis gözleri ve büyük bir güç… kontrol edilemeyen ölümsüz gerçek bir iblisi andırıyordu. Kayıtsızlığı, soğuk tavrı, keskin bakışları ve bazen sessizliği bile can yakıyordu.

Nasıl da ayaklanıp, ardına bile bakmadan çekip gitmişti öyle… Sinirlenip gitti, bütün suç Jian Yi’ninmiş gibi onu kan gölünün içinde bırakıp gitmişti. Bütün bunlar, anlatılanlar ve Da Fu’nun sert karakteri birleşince, Jian Yi, Da Fu’dan isteksizce uzaklaşıyordu. Yaşama aşkıyla atan genç kalbi, yavaş yavaş soğuyordu. Ve öyle ki, bu soğukluk kalbine eziyetmiş gibi bir de canını öyle yakıyordu ki…

Jian Yi bir kez daha vurdu “Shen Xingyun!”

Ve sonra yavaşça kendini doğrulttu. Ayaklarını hareket ettirmeyi denedikten sonra beceriksizce ayağa kalktı. Üzerindeki gömleği, pantolon ve botları çıkardıktan sonra yakında bırakılmış olan tahta küvetin içine büyük bir zorlukla girdi.

Küvete girdiği ilk an, kan, suya karıştı ve suyun üzerinde belirsiz pembe bir bulanıklık bırakana değin dans etti. Ilık su yaralarını sızlattı. soğuk ve yorgun gözler yavaşça açılıp kapandı, ve kendini yavaşça temizlemeye koyuldu.

Dışarıda hiçbir ses yoktu. Jian Yi, yalnızken mırıldandığı küçük şarkıyı yarım ağız söyledi. Derin ve kalın sesi, suya çarptı ve boğuklaştı. yarı kapalı göz kapakları yavaş yavaş hareket etti. Kirpiklerine takılan su damlaları küçük birer inci gibiydi. günün ilk ışıklarıyla parladıktan sonra rehavetle süzülüp düştüler. Jian Yi saçlarının tamamını temizledikten sonra onları küvetin dışında tuttu, ve yüzüne yapışan tutamları geriye doğru attı.

“Yaşadığımız günler geçip gidiyor,

Seni bir gün görmemişken, niçin özlem duyarım?

Çiçeklenen ağaçların yaprakları suya izler bırakıyor,

Yüzümdeki yaşın, yanaklarıma bıraktığı gibi izler,

İçimdeki ihtiyar adamı susturmalıyız,

Bana söz ver,

Bir daha geleceksin.

…”

Kısa sürede yıkanmayı bitirmişti. Bu kadar yara ve bir de yorgunlukla, uzun uzadıya suyun içinde kalmak hiç cazip gelmiyordu. Ilık su, bedenin gerginliğini almış, hareketleri daha da kolaylaşmıştı. Yaraları su yüzünden tuhaf bir yumuşaklık barındırıyor olsa da hala hafifçe sızlıyorlardı.

Küveti getirdikten sonra Mu Yang’ın bir havlu bırakması onun için iyi olmuştu. hemen uzandı ve bedenini dikkatlice kuruttu. Yatağı ıslatmak istemediğinden uzunca bir süre çırılçıplak ayakta durdu. Ve sonra da havluyu beline sardı. Yatağa yorgunca uzandı.

“Birazdan kıyafetlerimi temizlerim.” diye mırıldandı kendi kendine. Dün yeterince uyuyamadığından çok yorgundu, bu yüzden bedeni bir anda gevşeyince gözkapakları hemencecik ağırlaşmıştı. Düşünmeye bile fırsatı olmadan öylece uzanıp uyudu.

Uzun zaman sonra gözlerini açtığında, kafası yana düşmüştü. Bu yüzden buğu asılı kirpiklerinin arasından gördüğü ilk şey açık kapı olmuştu, hafifçe aralıktı. Mu Yang ve Fei Xiao hararetli bir şekilde tartışıyordu. Ve Jian Yi, gözünü kırpmadan Fei Xiao büyük bir soğuk kanlılıkla kaldırdığı elini hışımla savurdu. Mu Yang’ın yüzü tokadın etkisiyle yana doğru savrulmuştu. Jian Yi irkildi, görüntüsü ve sesi bile o kadar şiddetliydi ki onu korkutmuştu!

Mu Yang bir an öyle kaldı. Ardından yüzünü çevirdi ve Fei Xiao’nun yakalarına yapıştı.

Aynı şekilde Fei Xiao da, Mu Yang’ın yakalarına yapıştı ve öfkeyle alnını alnına yasladı. Mu Yang’tan kısaydı bu yüzden, Mu Yang onun yakalarını çekiştirirken parmak uçlarında durdu ve bir şeyler fısıldadıktan sonra onu sarstı ve itti.

Fei Xiao odaya doğru döndü, alnında belirginleşmiş olan atar damarla birlikte tehditkar bir havası olsa da kapıyı açtığı zaman sakin bir yüz ifadesi takınmaya çalışarak seslendi. “Xiong. Kendine geldiğin iyi oldu.”

“Ah, uyudum mu?”

“Yorulmuş olmalısın.” Kapıyı sertçe kapattıktan sonra başucundaki sandalyeye çöktü. “Yardımın için çok teşekkürler, Aslında bunu beklemiyordum… Yani onu durdurabileceğini düşünmemiştim.”

“Evet, ben de durdurabileceğimi bilmiyordum. Düşünmeden davrandım.”

“İyiliğinin karşılı Xiong… Bunu Efendi Da Fu gönderdi.” Kol yenlerinden çıkardığı küçük yuvarlak kutuyu açtı, içinde renksiz bir jel duruyordu.

Jian Yi bir kaşını merakla kaldırdı. “Onu neden buraya getirmiş ki? Kolay yaralanmayan biri olduğunu söylemişti.”

Fei Xiao: “Gerçekten, bilmiyorum. Ona sorma cürretini nasıl gösterebilirim? İyi hissediyorsan bunu kullan ve onları güzelce sar..” Sargı bezlerini yanına bıraktı.

Jian Yi:”Teşekkürler Fei Xiao.”

Fei Xiao: “Önemli değil, ben sadece getirdim…Mm, Aç mısın?”

Jian Yi: “Pek sayılmaz.”

Fei Xiao:”Ah o halde… her neyse… öhöm.”

Jian Yi: “Hm, bir sorun mu var?”

“Hayır bu bir sorundan çok…” Fei Xiao gözlerini kaçırdı ve soğukça gülümsedi. “Efendi Da Fu, aşağıda seni bekliyor…”

Jian Yi düşündü. Kaşları çatıktı ve çene kasları seyirdi. Kısa bir sessizlikten sonra “Aç değilim, ve yorgunum. Bu yüzden gitmeyeceğim… Ona iletir misin?” dedi.

Fei Xiao:”Evet… Elbette. “

Jian Yi: “Merhem için tekrar teşekkürler Fei Xiao, sürdükten sonra daha iyi hissedeceğim.”

Fei Xiao: “Bunu diliyoruz, lütfen acele etme, Mu Yang seni bekleyeceğini söyledi.”

Jian Yi şaşırmıştı. “Öyle mi söyledi?”

Fei Xiao: “Evet. İnanılmaz, değil mi?”

“Haha, evet öyle sanırım… Bana acıdığı için mi?” Merakla sordu.

Fei Xiao’nun gözleri şaşkınlıkla açıldı. Dudaklarını öne doğru büzmüştü, gülmemek için zor duruyormuş gibi görünüyordu.

Jian Yi:”Neden öyle bakıyorsun?”

Fei Xiao: “Sadece, kendini çok hafife alıyorsun Xiong. Bu biraz komik…”

Jian Yi: “Öyle mi? Bunu düşüneceğim. Soğuk Mu Yang’ın beni düşünmesi için iyi bir şey yapmış olmam gerek,”

“Bir şey yapmadın.” Kapı hafifçe aralandı. İçeri giren Mu Yang, ilk gördüğü adamdan farklıydı. Etrafındaki sert aura kaybolmuştu, Kaşları çatık olmasına rağmen sinirli ve kendini beğenmiş durmuyordu. Yanağında büyük bir kızarıklık vardı ve şişecekmiş gibi duruyordu, bir de dudağında toplanan küçük bir kan sızıntısı vardı.

“Bizi mi dinliyordun?” Fei Xiao sakince sordu. Ancak yüzündeki ketun ifade ve iğneleyici göz ucuyla bakma hareketi bariz bir şekilde tekrar sinirlendiğini belli ediyordu.

“Gidip yemek ye, Hei Chan. Ben yorgunum. Dün uyuduğum söylenemez, burada biraz uzanacağım.” Mu Yang, Fei Xiao’yu görmezden geldi.

“Peki.”

Ayağa kalktı, Jian Yi’ye doğru gülümsedikten sonra “Bir şey lazım olursa lütfen söylemekten çekinme Xiong.”

Jian Yi başını salladı ve doğruldu. elindeki Merhem kutusunu açtıktan sonra ” Çekinmeyeceğim.” dedi.

Fei Xiao Çıktıktan sonra Mu Yang odadaki tek sandalyeyi çekti, Yatağın yanındaki komodini de rahatlıkla uzağa taşıdıktan sonra arkası Jian Yi’ye dönük bir şekilde yerleşti. Ayaklarını komodine uzattı, kollarını göğsünün üzerinde birleştirdikten sonra gözlerini kapatmıştı.

Jian Yi, sustu. Merhemi bir süre kokladı ve yüzüne dikkatlice sürdü, Sıra kollarına geldiğinde çok geçmemişti ve sürmeyi bitirdiği zaman, Kollarını güzelce sardı. İşi bittiği zaman üst bacaklarına yöneldi, havluyu üzerinden atıyordu ki Mu Yang arkasına döndü. Bir şey soracakmış gibi görünüyordu. Çatık kaşları ve düşünceli gözleriyle İlk önce baktı. Başı eğik duran Jian Yi’nin nereye baktığını fark ettiğinde istemsizce gözlerini aşağı indirdi.

“……..Affedersin,” yüzünü hızla döndürdü.

Jian Yi beceriksizce gülümsedikten sonra işini hızlıca bitirdi ve hafifçe öksürdü. “Mu Yang, bir şey mi soracaksın?”

Uzun bir sessizlikten sonra Mu Yang istemeye istemeye onayladı. “Önce giysilerini giy,”

Jian Yi: “Onları daha temizlemedim.”

Mu Yang : “Sana yenilerini getirdim.”

Jian Yi, Mu Yang’ın neden birden bu kadar yumuşadığını anlayamadı. ” Yatağın üzerindeler, görmemiştim. Teşekkür ederim.”

“Mn.”

Jian Yi özenle katlanmış kıyafetlere baktı. Sağlam güzel bir kumaş ve muhteşem parlak ipekten yapılmaydı. Siyah bir dış cüppe vardı. İşlemeleri ise gümüştendi. Parlak ve göz alıcıydı, Karmaşık ve iç içe giren bir sürü desenle birlikte Jian Yi elindekinin çok pahalı olduğunu anlayabilmişti! Üstelik Demir işlemeli kolluklar bile vardı. “Mu Yang, bunlar çok güzel ve… pahalı?”

“Buna takılma, satın alan benken ucuz bir şey alamazdım. Senin için değil yani.”

Jian Yi yan yan sırıttı. ‘Mn, öyle mi dersin, seni küçük inatçı!!’

Mu Yang ona kürklü bir pelerin, botlar ve hatta bir çift çorap bile almıştı. Beyaz gömlek ve pantolon, giydiği cüppe özel ve sade tasarlanmıştı. Jian Yi çabucak giyindi. Doğrusu eski giysilerden çok daha rahat ve güzeldi. Üstelik yakalar yerine boynuna kadar kapanan fil dişi düğmeleri vardı, ve çok da rahat duruyordu!

Hızlıca giyindikten sonra ayağa kalktı. Merakla kendini inceledi,

Yakışıklı yüzü, birçok kesiğe rağmen asaletini koruyordu. Esmer teni ve güzel siyah gözleri oldukça göz önündeydi. Yapılı olduğu için giysi üzerine tam oturmuştu ve tüm hatlarını belli edecek kadar düzgün bir tasarımdı. Kolluklarının hafif ağırlığı ve baş parmağına geçirdiği deri kısımla harika hissediyordu. Göz alıcıydı!

Mu Yang botların şıngırdamasını ve giysideki küçük gümüşlerin birbirine vurmasını duyduğu zaman arkasına döndü.

Rehavetle belini hafifçe sallayan Jian Yi’yi gördüğünde donup kaldı.

Elleri iki belinin yanındaydı ve çocuk gibi gülümsüyordu, bacaklarını esnettiği ortadaydı, yine de çocuksu heyecanıyla oldukça komik ve sevimli duruyordu.

“Baksana, Yang-er, nasılım?”

“Adam gibisin.”

“Hahaha!!” Jian Yi mutlulukla kıkırdadı. Uzun saçları arkasında belirgin bir şekilde sallanmaya devam etti.

“Sana parasını ödeyeceğim. İhtiyar Gang, paramın bir kısmını benim için tutuyor,”

Mu Yang elini rehavetle salladı. “İhtiyacım yok,”

“O halde ısrar etmeyeceğim, benden zengin olduğun ortada. Ne soracaktın Yang-er?”

Mu Yang, Jian Yi’nin sesleniş biçimini hemen benimsemişti. Hatta farkı bile anlamamıştı. Ama soruyu aniden duyduğunda donup kaldı. Zar zor topladığı cesareti çoktan uçup gitmişti, isteksizce gözlerini kapattı ve tekrar yüzünü döndü.

“Boş ver Yi Bai’de zamanın olursa konuşuruz, biraz dinlen, ben de kestireceğim. Sonra yola çıkacağız, Başka aksaklık istemiyorum.”

“Hiç kimse istemiyor Yang er!”Hafifçe zıplamayı denediğinde dengesini kaybetti ve az kalsın düşüyordu.

Mu Yang: “Hey, yerinde dursana, küçük bir çocuk değilsin artık.”

Jian Yi: “Evet evet, değilim artık, değil mi?”

“…”

Jian Yi: “Beden ölçümü nasıl bildin Yang-er?”

Mu Yang: “Gözlerim keskindir dedim, değil mi?” Fısıldadı; “Mutluluğun sinirimi bozuyor.”

“…”

Özel: Two Thin Worlds (BL)

Özel: Two Thin Worlds (BL)

İki İnce Dünya , 两个薄的世界, Two Thin Worlds
Seviye: Ongoing Tür: Yazar: Çizer: Orjinal dil: Çince
Dikkat: kitap kan, soykırım, ve NSFW içermektedir. Kitap +18'dir. Bölümler başında uyarı olmayacağı için sorumluluk size aittir.  Shen Xingyun, Jiujiang lanetinin baş sorumlusu olarak görülüyordu . Yüz yıl boyunca talihsizlikler silsilisinden kurtulamayan, LianHua kasabası, bütün felaketlerin hedefi olarak gösterilmişti. Köyüler yeterince masumdu, ve kötü adam bir iblisin suretinde bürünmüştü! Bunca sessizliğin ardından ve birçok felaketin sonunda huzura kavuşan LianHua kasabası bir defa daha sarsıldı! Bu sefer dolunay’ın başladığı yedi gündü sorun! Shen Xingyun’in istirahate çekildiği o kulübe her şeyin başlangıcıydı. Ve şimdi de yeni bir felaket öncesi sessizlik yaşanıyordu!   Talihsiz genç Jian Yi gelmek için kötü bir günü seçti. Güneyin Söğüt Efendisi acımasızdı, geleni hoş karşılamadı. Ancak pes etmeye niyetli değildi.   Birbirbirinden nefret eden ve etmeye çalışan bu ikili, birbirine sıkıca bağlandığında bunun nasıl olduğunu anlayamamışlardı. Da Fu dünyanın kötülükleriyle kapana kısıldığını ancak sıcak ve güçlü kollarla kucakladığında anlamıştı. Ve Jian Yi ise zaten hep buraya aitmiş gibi, Da Fu’nun Yeşim beyazı teninde hayat buldu. Bu planlanmamış yakınlaşma, Ulu Nehrin koruyucusunu bulmaya engel olabilir miydi? Jian Yi tüm korkularını geride bırakarak biricik aşkının isteğini yerine getirmeye kararlıydı. Ve olaylar istemsizce geliştiğinde her şey tepe taklak olmuştu.   Hemen oku!

Yorumlar

Ayarlar

Karanlık Modla Çalışmıyor.
Sıfırla