Two Thin Worlds 30. Bölüm

Sevgili Ölümsüz, İçtiğinde Cana Yakın.(Uyumayacağım. Dinleniyorum. Shh.)

Da Fu karanlık bakıyordu. Ve hiçbir şey söylemeden öylece durdu. Uzun bir sessizlikten sonra, ” O halde artık git, ve içki sipariş et.” dedi aynı tavırla.

 

Jian Yi, biraz kıkırdadı. “Bak,” dedi. Mu Yang’ın oturduğu yerde küçük bir ip asılıydı. Paravanın üzerinden geçiyordu. Başını kaldırdığı zaman bir sürü ipin karanlık tavana doğru gittiğini fark etti. Ve Da Fu’nun görmesi için yukarıyı işaret etti.

 

Da Fu, istemeye istemeye başını kaldırdı. Bir sürü ipin belirsiz bir yerde birleşmek üzere karanlığa doğru yol aldığını gördü. Bunlar halat kadar kalın değildi. Uçları, müşterilerin görebilmesi için daha kalındı ama yukarıya doğru çıktıkça, örümcek ağlarının inceliğine sahiplerdi. Bazı kısımlar, fenerlerden gelen ışıkla arada sırada parlıyordu.

 

Muhtemelen ruhani güçlere sahip olan birinden istemişlerdi. Böylesine lüks konaklama yerleri, memnuniyet için her şeyi yapardı. İki kat yemek için ayırtıldığından, ve masalar biraz yakın olduğundan bu katta dolaşan bir çalışan vardı. İp çekildikçe, bir yenisi yukarıya gelirdi.

 

Jian Yi, ipi bağlanılan yerden söktü ve bir iki defa çekti.

 

“Birazdan burada olurlar. Ne içmek istersin?” diye merakla sordu.

 

Da Fu, bu soruyu da iyice düşündü ve sonra başını hızla kaldırıp kararlı bir yüz ifadesiyle Jian Yi’ye baktı. “Ben Likör istiyorum. Bugün hiç içmedim. ve biraz da bu sert olandan istiyorum. Likörün tatlı olmasını istiyorum ama lianhua içkisi kadar şekerli ve kesin olmasına ihtiyacım yok.”

 

“Onun çok keskin olduğunu sanmıyorum ama, hua yerine hiç karamelli likörlerden denedin mi? Şurup gibi gözükenden… adını hatırlayamadım. O kadar tatlı olduğunu düşünmüyorum ama, yine rahatsız olabilirsin… Bu yüzden-”

 

“Ondan istiyorum.”

 

Jian Yi, beceriksizce gülümsedi. bir anlığına savsaklamıştı. “Ama o çok tatlı olabilir.”

 

“Evet, her neyse. Ondan istiyorum ve biraz daha içki!”

 

“Tamam. Alevlenmene gerek yok.”

 

Kısa süre sonra paravana hafifçe vurulan bir el duyuldu. Jian Yi, Da Fu’nun istediklerini sipariş etti, ve güzel içki kavanozları kısa sürede geldiler.

 

Da Fu, önce karamelli likörü denedi. Hoşuna gitmiş gibi görünüyordu ama iki bardak içtikten sonra bıraktı ve sert olanından içmeye başladı.

 

Jian Yi, Da Fu’nun içmek konusunda neden bu kadar hızlı davrandığını anlamıyordu. O kadar içmişti ama karnı ağrımamıştı ve durmak bilmiyordu. Keskin gözlerinin kenarları kızarıktı. Küçük burnu bile kızarıktı, ama içmeye devam ediyordu. Jian Yi,Da Fu’ya bir süre eşlik etti. Ancak bedenine iyi davranmayan ölümsüz onu rahatsız ediyordu.Ve birinin biraz da olsa ayık olması gerekiyordu.

 

Yavaşça içmesine rağmen kalan bir şişe içki ve bir kavanoz çoktan bitmişti. Karamelli likör ise yarısına kadar boştu.

 

İsteksizce Da Fu’ya doğru baktı.

 

Hala, yeşim kadar beyazdı. Gözleri hafifçe baygın bakıyordu ve uzaklara bakıyordu ancak elindeki bardağı bir an bırakmıyordu. Şu ana kadar Jian Yi ise, sadece 4 bardak içmişti.

 

“Biraz, biraz yavaşlamaya ne dersin? Bu kadarı gerçekten zararlı..”

 

“Uzun zamandır içmiyorum. İşte, anın tadını çıkarıyorum. Lei Bing bana zorbalık ediyor ve içki zevki berbat. Bu yüzden içeceğim…Uyuyana kadar.”

 

Mırıltısı zar zor duyuldu. Jian Yi, zorlukla basını salladı. Lei Bing ve Da Fu’nun arkadaşlığı hakkında pek bir bilgisi yoktu bu yüzden söylenenlere inanmak zorundaydı.

 

“Belki de…”

 

Da Fu, ondan tarafa bile bakmıyordu. Başını paravanların küçük deliklerine doğru çevirmişti. Sonra Jian Yi sessizleşti.

 

Da Fu’nun masum ve bir yandan boş bakışları, ince yüzüyle birleşince gerçekten görülmeye değer bir manzaraydı. Hafifçe yukarıya doğru bükülmüş kaşlar, ve ona tezatla boş bakan gözlerle aşağının karanlığını izliyordu. Yandan bakınca yüzü bir hayli güçlü görünüyordu. Keskin kuzguni çene hattı ve hafifçe çıkık elmacık kemiğiyle, ayık olsaydı ona doğrudan bakmaya cürret edemezdi. Sonra, birkaç saatten sonra ilk defa bardağını bıraktı. Kolları yavaşça kalktı ve, ince beyaz parmakları, paravanın küçük deliklerine tutundu.

 

Da Fu, başını balkonu kapatan paravana dayadı. Göz kapakları titreyerek kapandı. Oldukça yorgun ve bitik görünüyordu. Kol yenleri, beyaz teninden dirseklerine doğru yavaşça indi, ve dirseklerinin bir karış yukarısında durdular.

 

“Uykun mu geldi?” diye sordu yavaşça Jian Yi. Da Fu tam şu an o kadar kırılgan görünüyordu ki, onu ürkütmemek ya da öfkelendirmemek adına her şeyi yapabilirdi. Sesi sıcaktı, hafifçe masaya doğru eğilmiş ve kıpırdamayan Da Fu’ya doğru meraklı bakışlar atıyordu.

 

Da Fu bir süre kıpırdamadı. Güzel suratı, kol yeninin arkasına gizlenmişti. Görünen tek şey, uzun saçları ve eğildiği için görünen ince boynuydu.

 

Bir defa daha denedi. “Uyumak mı istiyorsun?”

 

Da Fu bu sefer duymuştu. Hafifçe kıpırdandı. Giysilerinin hışırtısı sessiz ortamda yankılanıyordu. Daha sonra kıpırdanma durdu. Jian Yi’nin yüzünü görmesini engelleyen kolunu yavaşça indirdi. Önce kızarmış olan kulakları göründü, sonra başını yavaşça çevirdi. Yüzü, kol yeninin hemen hemen üstündeydi, başı hala paravana yaslanmıştı.

 

Jian Yi bu kısa görüntüyle yutkunamadı.

 

Da Fu’nun sarhoş görüntüsü bir anlığına kalbinin durmasına vesile olurken, gözlerini bir saniyeliğine de olsa kırpamamıştı.

 

Baygın ve buğulu, kenarları kızarık keskin gözleri parlıyordu. Kirpiklerinin kenarlarına küçük bir nem tabakası yapışmıştı. Artık sadece burnu değil, yanakları da pembeleşmiş görünüyordu. Giydiği kat kat kıyafetler ve alkolün etkisiyle, çenesinin altında küçük bir ter damlası parıldayıp kaybolmuştu.

 

“Mn..?”

 

Jian Yi ağzının içinin hızla kuruduğunu hissediyordu. Bu sefer yüzü buz gibi olan Jian Yi idi. Bilmediği bir sebepten ötürü çene kasları oldukça sıkılaşmıştı, yüzü sert ve soğuk görünüyordu ancak bedeninin yandığını hissedebiliyordu. Öyle ki, bilmese bile onun da kulakları kızarmıştı.

 

Konuşabilmek için kendini zorladı. “Artık… uyumak, ister misin?” dedi tok bir sesle. Neden donup kaldığını anlayamamıştı. Siyah gözler, önündeki savunmasız ölümsüze karşı tehlikeli bir şekilde parlasa da, Jian Yi son derece sakin ve duru görünüyordu. Gözleri yavaş yavaş yüzünün her yerini inceliyordu.

 

Bu kadar etkilenmesinin nedeni, muhtemelen Da Fu’yu hiçbir şekilde böyle görmemiş olmasıydı. O, Da Fu’nun öfkeli ve kendini beğenmiş suratını biliyordu. Kar gibi soğuk ve düz oluşunu, deliliğini biliyordu. Ancak şu an, gözlerinin önünde dudakları hafifçe titreyen Da Fu’yu hiç görmemişti.

 

Ona ıslak gözlerle bakan, ve saf bir şekilde dürüst görünen Da Fu’yu hiç bilmiyordu.

 

“…Sen söyledin.” Düşüncelerinin arasından, küçük mırıltıyı durduğunda derince bir nefes aldı.

 

Aynı tok sesiyle ” Ne Söyledim…?” diye sordu.

 

Da Fu, kirpiklerini bir saniyeliğine indirdi. Kızmıştı. Kaşları hayal kırıklığıyla çatılmıştı. Gücenmiş görünüyordu. Sonra bakışları yine Jian Yi’yi buldu. Nemden parlayan kızgın bakışlarını ona dikti.

 

“Onun… benim gibi baktığını.”

 

“…”

 

Jian Yi duyduğu cümle dolayısıyla bir anlığına düşünmeyi bıraktı. Sonunda geri çekilmişti. Ve durdu. Da Fu kimden söz ediyor olabilirdi ki?

 

“Ben, ben o kadar çirkin göründüğümü bilmiyordum.” Beceriksizce bir anda aklındakini söyledi. Ve sonra yüzünü tekrar döndü. Jian Yi, bu sefer Da Fu’nun gevşek kolu yüzünden yüzünü açıkça görebiliyordu. Gözlerini tekrar kapatmıştı ve başını hafifçe bir sağa bir sola oynatıyordu.

 

“…”

 

“HAHAHAHAHA!!” Jian Yi aniden kahkahaya boğulduğunda, Da Fu kaşlarını çatıp somurttu. Memnun görünmüyordu. Ama hala aynı şekilde durmaya devam ediyordu.

 

Jian Yi bir türlü susmayı başaramıyordu, iki elini ağzına kapadı ama bir türlü titremesine engel olamadı.

 

Sarhoş Da Fu en iyisiydi! Çok saftı, çok komikti, ve Jian Yi’nin ona gülmesine bile izin vermişti!

 

“Hahah..Söylemeye çalıştığım.., o değildi.” Elini ağzından yavaşça çekti. Gülmekten nefessiz kalmıştı ve yorgunca, gülümserken kesik nefesler alıyordu.

 

Da Fu, şu anda gerçekten bunları mı düşünüyordu? Mu Yang’a ders alması için söylenmiş bir şeyi şu anda mı dile getiriyordu?

 

“O ciddi yüz ifadenle, biz tartışırken gerçekten bunu mu düşünüyordun?”

 

“……………”

 

“…..Hiç de bile..”

 

“HAHAHAHAHA!!”

 

Da Fu dişlerini sıktı ve hışımla döndü! İşaret parmağını Jian Yi’nin yüzünün ortasına doğrulttu.

 

“Ne düşünürsem düşünürüm! İşte, gülmemeni söyledim. Gülmeyeceksin-GÜLME!!!”

 

“Hahah.. Özür dilerim, özürdilerim. Hah…Sadece, sadece bunu düşündüğünü bilmiyordum ve bu beni şaşırttı..” Jian Yi kısılan gözlerini kaçırırken Da Fu’ya bakmamak için büyük bir çaba sarf ediyordu. Bu nasıl savaş kralı, Lanetli kötü bir ölümsüz ya da daha fazlası olabilirdi ki? Açıkçası bunu düşünebilecek kadar saf bir kötülükler lordu olmamalıydı!

 

“Gülme. Gülme.”

 

Jian Yi sonunda kendini toparlayabildi. “Tamam” Dedi. Ancak yüzünde hala yarım bir sırıtış vardı. Da Fu’nun üzerindeki kara bulutlar görülecek kadar yoğunlardı. Jian Yi sesini yumuşattı. Ve hafifçe masaya doğru eğildi. “Kesinlikle ondan çok daha yakışıklısın. Yüzün çok gergin, kaşların yoğun ve hep öfkeli olmana rağmen ve bir de yüz yıldır yaşıyor olmana rağmen yüzünde tek bir kırışıklık yok.” Jian Yi ikna etti.

 

Da Fu karanlık bir şekilde bakıyordu. Hiç hareket etmedi. Kafasında tartıp biçti. Ve sonra belli belirsiz başıyla onayladı, büyüklük tasladı. Hemen de inanmıştı. “Değil mi…? Oysa benden yaşça küçük ama dişlerini gösteren yaşlı bir köpek gibi görünüyor.”

 

Jian Yi, Da Fu’yu memnuniyetle onayladı. Da Fu konuşurken çok sevimli görünüyordu.

 

“Üstelik kaşlarının ortasına bir çizgi var, hep somurtuk ve sinirli.”

 

Jian Yi başını yine salladı. “…Değil mi?”- Acaba kime benziyor?-

 

“Saçlarını hep tepede bağlıyor. Aynı bir tavus kuşu gibi kendini beğenmiş.”

 

“Aynen.”

 

“Bir de rütbesine göre hareket etmiyor. Üstlerine saygılı olması gerekirdi!”

 

“Elbette..”

 

“Ve… Ve…”

 

“Biraz yorulmuş gibisin,” Jian Yi konuyu değiştirmek istedi. Da Fu, böyle konuşmaya devam ederse, tekrar kahkahalara boğulacağını hissediyordu.

 

“Oh, doğru.”

 

Omuzları bunu bekliyormuş gibi gevşediler ve Da Fu döndü. Ayaklarını uzattı, yere kıvrıldı.

 

“Hayır, demek istediğim bu değildi.”

 

“Uyumayacağım. Dinleniyorum. Shh.”

 

Jian Yi başını endişeyle iki tarafa salladı. Ya burada uyursa, o zaman ne yapacaktı? Onunla bekleyecek miydi? Da Fu’yu uyandırırsa ona bağırır mıydı? Ah ya da daha kötüsü, onu öldüresiye döverdi!

 

“Burada uyuyamazsın. Her yer çok kirli.” Jian Yi çaresizce etrafa baktı.

 

” Güzel bir yatakta uyumazsan kabus görürsün…Beni dinle…”

 

Ancak Da Fu, onu dinlememekte kararlıydı. Kolunu kıvırıp öyle uyumuştu. Üzerindeki pelerin onu battaniye gibi sararken, boyun kısmındaki kürk yüzünü iyice gizlemişti. Burnunun hemen altına kadar geliyordu.

 

Jian Yi, yapabileceği hiçbir şey olmadığını anladı. Bir süre uyumasına izin vermesi gerekiyordu, ve işini şansa bırakıp onu odaya kadar taşımayı deneyecekti.

 

Sıkılganca göz ucuyla, iki büklüm uyuyan Da Fu’ya doğru baktı. Ve hafifçe gülümsedi. Ona göre bugün, rüya gibi başlamıştı. Tanrılar onu kutsamış olmalıydı. Da Fu’nun kulübesinde uyanmıştı. Muhtemelen müritler yüzündendi ancak yine de Da Fu’nun onca şey söyledikten sonra onu içeriye alacağını asla düşünmüyordu. Dışarıda soğuktan donmak üzereydi ama biraz bile acımadan bayılana kadar orada bekletmişti.

 

Sonra kat kat örtü koymaları. Bunu, sevimli olan Fei Xiao ve Ah Guo yapmış olmalıydı. Ne kadar inkar etse de Da Fu’nun inancı da, öfkesi de Mu Yang’ınkine çok benziyordu. Ve kesinlikle Da Fu ve Mu Yang aynı tarafta olmasalar, Jian Yi’nin titreyerek ölmesini memnuniyetle izleyebilirlerdi.

 

Jian Yi kendi kendine kıkırdadı. Bugün Da Fu’ya çokça yardım etmişti. Sadece onun ikram ettiği osmanthuslu tatlıları yemişti. Onun tavsiye ettiği içkiden içmişti. Onunla kavga ederken… Jian Yi ilk defa korkmamıştı. Bir aydan uzun bir süre sonra, sonunda onunla yakınlaşmayı başarmıştı. Onunla beraber içki içmiş sohbet etmişlerdi. Ve Da Fu’nun o yüzünü– görmüştü.

 

Gözleri istemsizce büyüdü. Kulakları yine kızarmıştı. Sapkın şeyler düşünüyormuş gibi, hafifçe utanmış görünüyordu; ama sadece Da Fu’nun yüzünü hatırlamıştı. Yüzünün hepsinin kıpkırmızı olması gerekirken, neden sadece kulakları kızarıyordu ki!

 

Ah, doğru ya! Utanç verici şeyler yapan o değildi. Bu sefer o, Da Fu idi!

 

Utanarak büyük elleriyle yüzünü kapattı ve başını iki tarafa doğru salladı. Kahraman karakter Shen Xingyun kesinlikle başkalarıyla içmemeliydi! Yoksa… Yoksa…!

 

Jian Yi düşündü, -Çok tuhaf, çok tuhaf. İçince nasıl böyle bir karaktere bürünebilirdi! Yani, ilk gün onu ciddiye almayıp dışarı çıkmasaydı, Da Fu ile yine böyle uğraşabilir miydi!!?

 

Kesinlikle yapamazdı! Kelimeleri nasıl da ağzına tıkmıştı! Ama bir yandan,,, Saçlarını örmesini de istemişti.. Çok tuhaf biriydi. Yine de ona çekilmekten kendini alamıyordu. Küçüklüğünden beri her zaman dibindeydi. Onca küçük zorbalık ve tartışmadan sonra bile bırakmamıştı…

 

Jian Yi, yorgunca gözlerini kırpıştırdı. Şimdi ne geçmişi düşünmek istiyordu ne olanları. Muhtemelen odada tahtaların üzerinde kıvrılıp, dönüp yuvarlanırken yeterince düşünecek ve uyuyamayacaktı. O yüzden şimdi beynini meşgul etmesi için hiçbir neden yoktu.

 

Doğrulup üzerini düzelttikten sonra, sessizce Da Fu’nun yanına gitti ve dizlerinin üzerinde çöküp yüzüne baktı.

 

Solukları düzenliydi. Dudakları hafifçe aralıktı. Bir eli kucağındaydı ve sadece dinleniyormuş gibi duruyordu. “Da Fu.” diye seslendi ılımlı bir sesle Jian Yi. Ancak küçük bir sese bile uyanan bu kişi hiçbir tepki vermedi.

 

“Ah, gerçekten uyudun mu… Hem de bu şekilde.” Dalgınca, elini uzattı ve yüzünü kaplayan küçük tüyleri uzaklaştırdı. Kirpikleri inceydi. Ve buradan böyle bakınca hiç de korkutucu görünmüyordu. Ya da içmiş gibi değildi. İşaret parmağının tersiyle, Da Fu’nun yanağındaki küçük saç tutamını uzaklaştırdı. Sessizlik ve bu loş ışıklandırmayla birlikte sakin ve huzurla nefes alan savunmasız beden çok şey anlatıyordu.

 

Aslında, buraya gelene kadar ve buradayken bile oldukça yorulmuştu. Biraz korkaktı, ve çokça öfkeli. Ama şimdi bir bebek gibi masum duruyordu. Eğer nefes almıyor olsaydı muhtemelen taş bir bebekten farksız olacaktı.

 

Jian Yi yaklaştı ve çömeldi. Utanmazca elini Da Fu’nun göz kenarına götürdü. Parmaklarının ucu düzgün kirpiklerinin ucuna değiyordu. Hafifçe okşadı. Da Fu ise hafifçe kaşlarını çattı. Jian Yi küçük hareketliliği fark edince, yanağına yavaşça vurdu.

 

Da Fu vuruşla birlikte kıpırdanmış, daha sonra yüzünü iyice omuzlarının arasına gömmüştü.

 

“Yapma öyle.” diye mırıldandı kendi kendine Jian Yi. İkna etmek için çabalıyor gibiydi. Ancak kalbinde tuhaf bir his yer edinmişti. Göğsünün ortası sanki kıpırdanıyordu. Mayhoş bir duygu ile doluyor, gıdıklanıyor ve boğazına doğru yükseliyordu. Heyecan vericiydi.

 

Da Fu’yu koltuk altından tuttu, ve yavaşça kaldırırken belini destekleyip düşmemesini sağladı. En sonunda Da Fu’nun bilinçsiz bedeni Jian Yi’nin bedenine yaslanmıştı. Başı düz bir şekilde Jian Yi’nin omzundaydı. Ve Jian Yi, Da Fu’yu hala koltuk altından tuttuğu için kolu bedeninin yanında hafifçe sarkıyordu.

 

Fazlaca sarsılmış olmasına rağmen, hiçbir şekilde uyanma belirtisi göstermemiş olması Jian Yi’nin kalbine su serpti.

 

Başını ondan tarafa çevirdi. Çenesi, sıcak kulağına değiyordu. “Derin uyuduğunu bilmiyordum… Ah,” hafifçe eğildi ve bilmeden yüzü, Da Fu’nun yanağına sürtündü. Bir saniyelik bir şeydi.

 

” Bu yüzden içiyorsun. Ayı gibi uyuyabilmek için. Anladım.”

 

Da Fu’nun kokusu alkolle gizlenmişti. Baş döndürücü koku yitmişti ve alkol çok baskındı.

 

Jian Yi sessizce iç çekti. “Gerçekten de çok içtin.” Jian Yi de Da Fu gibi fazla içmişti, ancak dengesini sağlayabilecek güçte olduğunu düşünüyordu.

 

“İzninle.”

 

Belini sıkıca sardı ve biraz doğrulduktan sonra diğer koluyla dizlerini kavradı. Çevik bir şekilde düzgün bir pozisyona getirip doğruldu. Alkolle kendini kaybetmediği için şanslıydı. Bunu yaptıktan sonra ikisi de devrilebilirdi ama Jian Yi saniyesinde ayağa kalkmıştı.

 

Sadece hafifçe sendeledikten sonra Da Fu’yu sıkıca kavrayıp dengesini buldu. Daha yürümeye başlamamıştı ki, Da Fu sarkan kolundan rahatsızmış gibi kıpırdandıktan sonra iyice sokulup kolunu elini kucağına bıraktı.

 

Jian Yi, düşmemesi için omzunu yeterince sıkı tutuyordu. Çok sıkı giyinmiş olmasına rağmen sert omuzlarını ve göğsüne batan kemiği hissedebiliyordu.

 

“Uyanacağını düşünmüştüm.” dedi Jian Yi yorgun bir gülümsemeyle.

 

Sessizce yürüdü ve yukarıya çıktı. Oda numaralarını gözden geçirip de kendininkini bulduğu zaman rahatlamıştı. Da Fu’nun kucağında uyanmasını asla istemiyordu. Bu, bir ihtimal olsa bile öylesine korkutucuydu ki!!

 

Jian Yi, Da Fu’nun dizlerinin altındaki eliyle kapıya doğru eğildi, kaymaması için dikkatlice tuttu ve kapıyı açtığında sıcacık bir oda ve güzel tek kişilik bir yatakla karşılaştı.

 

Oda beklediği gibi güzeldi. Ateş kasesi, yeterince büyüktü ve uzun zamandır yandığı için oda bir hayli sıcaktı.

 

“Oh.” Kapıyı tekmeleyerek kapatıp yatağa doğru yöneldi. Ve yavaşça Da Fu’yu yatağa bıraktı. Solgun beyaz yüz, rahatsız olmuş gibi bir kez daha kaşlarını çatıp mırıldandı. Başını yatağa henüz bırakmışken, Da Fu hışımla duvar tarafına döndü.

 

Bacakları hala Jian Yi’nin elindeydi, bu yüzden Jian Yi düşeceğini sanıp daha sıkı tuttu. “Mmh,” Da Fu bir solucan gibi kıvrıldı ve kendini duvar kenarına doğru itmeye devam etti. Ayakları serbest bırakıldığında, yatak örtülerini tekmeleyip sonunda duvar kenarına kavuşmuştu.

 

Jian Yi tuhaf bir gülümsemeyle küçük saç tutamlarını arkaya doğru itekledikten sonra başını iki yana sallamıştı. “Böyle uyuyamazsın.”

 

“Mph.”

 

Gülümsemesi daha da büyüdü. Onu duyuyormuş gibi tepki vermesi bir hayli sevimliydi. “Üzerinde hala pelerinin ve botların var.”

 

Da Fu, bacaklarını karnına doğru çekti. Bir eli koynundayken diğeri rahatsızca omzunu sıkıca kavradı, ve başı da omuzlarının arasında neredeyse görünmez olmuştu. Rahat bir pozisyon gibi görünmüyordu. Daha çok, küçülmek için elinden geleni yapıyor gibi görünüyordu. Böyle yatmak bir hayli sağlıksızdı.

 

Jian Yi, Da Fu’nun bacaklarından birine uzanıp çekti. Da Fu ise anında yatakta sırt üstü dönmüştü. Jian Yi- Kızarmış yüzü ve yatağa yayılan saçlarıyla Da Fu’nun… tuhaf olduğunu düşündü… Çekici ve yakışıklıydı… Böyle güzel bir adamın nasıl bu kadar berbat bir kişiliği olabilirdi ki? Söylentilerin çoğu yalan olmalıydı.-

 

Da Fu kıpırdandı, “…edici..”

 

Jian Yi anında yerinden zıpladı, merakla baktı. “Uyandın mı?”

 

“Nh,…..rahatsız..”

 

“Oh, rahatsız oldun. Tamam, botlarını ve pelerinini hemen çıkaracağım böylece istediğin gibi uyuyabileceksin.”

 

Jian Yi aceleyle uzandı ve ayakkabılardan birini çıkarıp yere fırlattı. Diğerine uzandığında Da Fu yine duvar kenarına doğru sinmişti ve bedeninin altında ezdiği bacağı, Jian Yi tarafından hunharca arkaya doğru çekiliyordu.

 

“…Gah…!!”

 

Jian Yi sonunda botu çıkardığı zaman Da Fu acıyla bağırmıştı. İstemsizce bacağını fazla arkaya çekmişti, ve özür diler bir tavırla hafifçe eğildiği zaman pelerini de kolayca çıkardı.

 

Özel: Two Thin Worlds (BL)

Özel: Two Thin Worlds (BL)

İki İnce Dünya , 两个薄的世界, Two Thin Worlds
Seviye: Ongoing Tür: Yazar: Çizer: Orjinal dil: Çince
Dikkat: kitap kan, soykırım, ve NSFW içermektedir. Kitap +18'dir. Bölümler başında uyarı olmayacağı için sorumluluk size aittir.  Shen Xingyun, Jiujiang lanetinin baş sorumlusu olarak görülüyordu . Yüz yıl boyunca talihsizlikler silsilisinden kurtulamayan, LianHua kasabası, bütün felaketlerin hedefi olarak gösterilmişti. Köyüler yeterince masumdu, ve kötü adam bir iblisin suretinde bürünmüştü! Bunca sessizliğin ardından ve birçok felaketin sonunda huzura kavuşan LianHua kasabası bir defa daha sarsıldı! Bu sefer dolunay’ın başladığı yedi gündü sorun! Shen Xingyun’in istirahate çekildiği o kulübe her şeyin başlangıcıydı. Ve şimdi de yeni bir felaket öncesi sessizlik yaşanıyordu!   Talihsiz genç Jian Yi gelmek için kötü bir günü seçti. Güneyin Söğüt Efendisi acımasızdı, geleni hoş karşılamadı. Ancak pes etmeye niyetli değildi.   Birbirbirinden nefret eden ve etmeye çalışan bu ikili, birbirine sıkıca bağlandığında bunun nasıl olduğunu anlayamamışlardı. Da Fu dünyanın kötülükleriyle kapana kısıldığını ancak sıcak ve güçlü kollarla kucakladığında anlamıştı. Ve Jian Yi ise zaten hep buraya aitmiş gibi, Da Fu’nun Yeşim beyazı teninde hayat buldu. Bu planlanmamış yakınlaşma, Ulu Nehrin koruyucusunu bulmaya engel olabilir miydi? Jian Yi tüm korkularını geride bırakarak biricik aşkının isteğini yerine getirmeye kararlıydı. Ve olaylar istemsizce geliştiğinde her şey tepe taklak olmuştu.   Hemen oku!

Yorumlar

Ayarlar

Karanlık Modla Çalışmıyor.
Sıfırla