Like A Flower BL 11.Bölüm

Önceki bölüm

 

Ruan Ji Lijuan, midesinin bulandığını hissediyordu fakat midesi tamamen boştu. Kusamadı. İğrenmiş ve korkmuştu. Bu gerçekten de kendisi miydi?!

 

Doğa Tanrıçası, üzgün bir şekilde güldükten sonra konuştu

 

-Eğer kaçarsan başına ne geleceğini sana göstereceğim…

.

.

.

.

.

.

.

.

Doğa tanrıçası, ürkek Ruan Ji Lijuan’a üzgünce baktı. Bu tür bir şey yapmak istemiyordu ama birinin ona hayatın acımasız gerçeklerini göstermesi gerekiyordu.

 

Doğa tanrıçası, ellerini salladı ve bir anda büyük bir çiçek bahçesi ortaya çıktı. Çiçek bahçesi, ruan ji Lijuan’ı sardığında gözleri yavaşça kapandı ve derin bir uyku durumuna girdi.

 

Ruan Ji Lijuan, rüyasında Nian zhen’in kıyafetinin içindeydi ve tam da o zamandaydı. Hızla dışarı çıktı ve kaçtı.

 

Ruan Ji Lijuan, kaçtıktan sonra ilerledi uzun bir süre. Sonra insanlarla karşılaştı. Bu insanlar simyacıydı. Ruan Ji Lijuan’ı yakaladı ve sonra…

 

Simyacılar, onun üzerinde hoş olmayan deneyler yaptı ve uzun süre acı çektikten sonra öldü.

 

Ruan Ji Lijuan, bir kez daha uyandı ve yine kıyafetlerin içinde buldu kendisini. Bu sefer gittiği yoldan gitmedi ve başka bir taraftan gitti. Yine uzun bir süre yalnız başına seyehat etti ve bu sefer de kocaman bir canavarın avı oldu. Yine öldü.

 

Ruan Ji Lijuan, öldükten sonra her defasında başka bir yoldan ilerledi ve her defasında öldü. Bazen insanlar yakaladı bazen de açlıktan öldü. Bazen ise canavarlar tarafından avlandı. Bir keresinde ise kendisini beğenen küçük bir kızın oyuncağı oldu ve küçük kız ondan sıkılıncaya kadar oynadıktan sonra onu sattı. Uzun ve acılı bir yaşamdı.

 

Ruan Ji Lijuan, 99. Kez de öldükten sonra son bir rüyaya daha yattı. Bu sefer kaçmadı ve Nian zhen ile birlikte seyehat etti ve güzel zamanlar yaşadı. Her gün iyi yedi ve güzel kıyafetler giydi. Nian zhen’in yanında ölümsüzlük için savaştı.

 

Nian zhen, ona savaşmayı öğretti. Nasıl gelişim yapılacağını da öğretti ve birlikte ölümsüz oldular. Canavarlarla birlikte savaştılar.

 

Ruan Ji Lijuan, son anında yanında duran ve birlikte yaşlandığı arkadaşına baktı. Onunla çok uzun bir zaman geçirmişti. Ona olan korkusu biraz da sevgiye ve minnettarlığa dönüşmüştü. Fakat sevgisini hiç söyleyemeden yaşlılıktan öldü. Bu sefer ki rüya fazlasıyla uzundu.. On binlerce yıl geçmişti.

 

Ruan Ji Lijuan, tam 100 rüya görmüştü. Son bir kez daha Öldükten sonra gözlerini yavaşça açtı ve etrafa baktı. Bir an nerede olduğunu anlayamadı.

 

Doğa tanrıçası, nazikçe gülümsedikten sonra konuştu.

 

-Ne düşünüyorsun? Hala Kaçmak istiyor musun? Bunlar senin alternatif geleceklerindi. Kaçarsan başına gelecek olan bunlar.

 

Ruan Ji Lijuan’ın gözleri tuhaf bir şekilde parladı. Artık içinde çok fazla şey değişmişti. O kadar uzun süre yaşamış gibi hissediyordu ki…. Zamanın geçişini bile Bizzat hissetmişti. Hatta Nian zhen’in düğününe bile gelmişti ve onun çocukları ile oynamıştı. İçinde bir şeyler değişmişti. Korkularının üstesinden gelmişti. Artık saf ve korkak değildi. Aksine Nian zhen kadar zeki ve kurnaz olmuştu. Saf Ruan Ji Lijuan, biraz kaybolmuştu. Sadece biraz…

 

Ruan Ji Lijuan, sayısız denemelerden geçmişti. En az Nian zhen kadar uzun yaşamıştı. Belki de ondan daha uzun yaşamıştı. Ayrıca bunun sayesinde de kötü ikize karşı sayısız kez savaşmış ve onu alt etmişti. Güçlerinin farkındaydı. Onu kullanabilirdi.

 

-Teşekürler Tanrıçam..

 

Doğa tanrıçası, bir süre Ruan Ji Lijuan’a baktı. Yüzünde tuhaf bir gülümseme belirdi. Aslında alternatif bir geleceği gösterse de tamamen aynı değildi. Olanların çoğu Ruan Ji Lijuan’ın iç korkuları idi. Tanrıça kısmen yalan söylemişti. Ona beden yaratırken sayısız güçlü çiçek kullanmış ve yanlışlıkla bir damla kanını bile akıtmıştı. Bazı çiçekler kontrol edilemezdi…

 

Ruan Ji Lijuan’ın bedeni bir kutsal vücuttan daha üstündü. Yeni bir türdü! Gerçek bir tanrıçadan bir damla kan her şeyi değiştirebilirdi!

 

Ruan Ji Lijuan, bir kez eğildikten sonra merakla sordu.

 

-Ne kadar zaman geçti?!

 

Doğa tanrıçası, gülümsedikten sonra konuştu.

 

-Sadece 3 dakika geçti. Artık gitmelisin. Unutma…. Bir kez daha seni buraya getirecek gücüm yok. Sanırım bir kaç bin yıl dinlenmem gerekiyor.

 

Doğa tanrıçası, yorgun bir gülümseme ile konuştuktan sonra Ruan Ji Lijuan’ı geri gönderdi.

 

Nian Zhen ve Nian Hai, bu geçen 3 dk içinde konuşmuşlardı. Nian hai, şaşkın ve biraz da ürkmüştü. Ayrıca yarın ki düğün in bir plan da yapmışlardı.

 

Nian zhen, bir iç çektiği sırada bir kez daha ışık parladı ve ruan ji Lijuan tekrar ortaya çıktı.

 

-Sizden özür diliyorum.

 

Ruan Ji Lijuan, nazikçe eğildikten sonra konuşmuştu. Bakışları uzun süre yaşayan bilge bir adam gibiydi. Tuhaf parıltılara sahipti.

 

Nian zhen, hızla ruan ji Lijuan’ı yakaladı ve endişe ile konuştu. Bir yandan da bir sorun olup olmadığını inceliyordu.

 

-Neredeydin? Sana ne oldu?! Yine mi bana açıklayamazsın?!

 

Ruan Ji Lijuan, nazikçe gülümsedikten sonra konuştu.

 

-Size kendimi bir kez daha tanıtayım. Ben Ruan ji Lijuan. Bir kutsal Bitkiyim. Tanrıların elçisi ve Nian zhen’in koruyucusuyum.

 

Nian zhen ve Nian hai, duydukları karşısında şok oldular. Tanrıların elçisi?! Kutsal bitki?!

 

Nian zhen, daha çok şaşırmıştı. Aslında kendisine koruyucu olarak mı gönderilmişti?! Bu gerçek miydi?! Zaten gücünü görmüştü. Fakat tanrılar?! Onlar gerçekten de var mıydı?! Babası bile ölümsüz alemine geçmesine rağmen bir tanrı değildi!!

 

Ruan Ji Lijuan, tabi ki doğruları söylemiyordu. En azından tamamen yalan da değildi. Kutsal bitki olduğu ve Doğa tanrıçası ile konuştuğu doğruydu. Fakat Tanrıların elçisi?! Saçmalık! Nian Zhen’in koruyucusu?! En büyük saçmalık! Aksine Nian zhen’e korunmak için sığınan Ruan Ji Lijuan idi.

 

Nian Zhen, gülümsedi. Gözleri parlıyordu. Demek kendisi için gönderilmişti. En kötü zaman da yeni bir bedene geldiği anda gönderilmişti. Ayrıca kendisini Long Jiang hakkında da uyarmıştı. Kim bilir neler biliyordu?! O sadece kendisine aitti ve çok değerliydi.

 

Nian Hai, şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra yüksek sesle kahkaha attı ve konuştu.

 

-HAHAHAHAHAH….Benim oğlum tanrılar tarafından seçilmiş! Ataların mezarı patlıyor olmalı!! Hatta yeşil dumanla patlıyor olmalı!!

 

YN: Burada aşırı şanslı olmaktan bahsediyor. Klasik çin tabiri.

 

Nian Hai, gönlünce kahkahalar attı. Long jiang’ın ölümünü çoktan unutmuştu. Önemli bir şey değildi!

 

Ruan Ji Lijuan’ın gözleri dalgalandı. İçinde yaşadığı duygu karmaşası, gözlerine de yansımıştı. Gözyaşlarını durdurdu. Kendisi onunla binlerce yıl geçirmişti ama Nian zhen, daha 2 gündür tanıyordu.

 

-Siz endişe etmeyin! Rong Jiao ile de konuşacağım. Ben açım. Zhen-gege beni besle.

 

Nian Zhen, babasına bir bakış attıktan sonra Ruan Ji Lijuan’ı da aldı ve odasına geri döndükten sonra merakla sordu.

 

-Orada sana ne olmuştu? Gidip geri döndükten sonra çok değişmişsin.

 

Ruan Ji Lijuan, cevabını hazırlamıştı. Hızlıca açıkladı.

 

– Benim kötü tarafımdı. Ben ne zaman kendimden geçersem o ortaya çıkar! Sorun yok. Beni beslediğin sürece ortaya çıkmayacak.

 

Nian zhen, başını salladı ve onayladı. İçinden bir ses kesinlikle Ruan li Lijuan’ın değiştiğini söylüyordu. Fakat her kan gördüğünde de ağlamasını istemiyordu. Belki de bu değişim iyi olmuştu.

 

Ertesi gün, her yer de kurdele ve  süslemeler vardı. Atmosfer dünden bile daha canlıydı. Nian Hai ve Nian Zhen dışında. Kimse Long Jiang’ın öldüğünü bilmiyordu. Hatta ortada bir cesedi bile kalmamıştı!

 

Nian ailesinin tüm gardiyanları ve hizmetkarları, dün Long Jiang’ın, Rong Jiao ile malikanenin etrafında dolaşmasını daha doğrusu zorbalığa uğramasını izledikleri için gülüyorlardı. Hepsi Rong Jiao’nun görünüşüne şaşırmıştı. İçlerinde ki en yapılı adam bile Rong Jiao’nun yanında küçük kalıyordu.

 

Hizmetçiler kendi aralarında konuşuyorlar ve alay ediyorlardı.

 

-Büyük genç efendi, böyle güzel bir kızla evlenmek için önceki hayatında çok iyi işler yapmış olmalı!

 

Kırmızı bulut şehrinin sokaklarında,  Uzun boylu ve kaslı Rong Fan, kızıyla birlikte,  Rong ailesinden birkaç genç ve yakışıklı adam tarafından atla eşlik ediliyordu. At, Rong Fan’ı taşımakta zorlanıyordu. Her adımında nefes nefese kalıyordu.

 

-Rong Jiao’ya eşlik edenlerin hepsi çok kibirli görünüyordu. 3 kilometre boyunca uzanan bir geçit töreni vardı. Geçit töreninin sonunda 10 kişinin taşıdığı bir büyük ve güzel bir sandalye vardı. Geçit töreni Şehir Efendisinin malikanesine doğru yürüyordu ve yol boyunca da çok büyük bir kalabalığın ilgisini çekmişti.

 

Kalabalıktan şaşkınlık nidaları geliyordu.

 

-Gökler! bu bir kadın mı? Gökler’nin bir şakası mı bu?!

 

-Ben kusmak üzereyim! Bayan Rong, çirkin görünüşü ile herkesi sersemletebilir hatta hayaletlerin bile  ağlamasına neden olabilir! Şehir Efendisinin en büyük genç efendisinin yakışıklı ve yetenekli bir genç olduğunu duydum…O kızla evlendikten sonra hala hayatta olacak mı?

 

-Şehir efendisi, oğlunu göz göre göre ateşe atıyor!

 

Nian Zhen’in beklediği gibi, Rong ailesi uzun bir geçit töreni düzenlemiş ve Şehir efendisinin ailesine hakaret etmeyi planlamıştı. Tüm kırmızı bulut şehrindeki insanların çirkin kızla olan evlilikten haberdar olmasını sağlamıştı. Bu sayede Nian ailesi gerçekten de alay konusu olmuştu.

 

Kalabalık, Şehir efendisinin Malikanesinin dışında toplandı ve ön kapısında durdu.

 

Nian Hai ve Nian Zhen, uzun geçit töreninin kendilerine doğru geldiğini gördüler, karşılık olarak da yüzlerinde acımasız bir gülümseme belirdi. Bu gülümsemenin bir benzeri de Ruan ji Lijuan’a belirmişti. Fakat daha çok acımaya benziyordu. O olacakları biliyordu….

 

Nian Zhen, soğuk ve acımasız gülümsemesini bozmadan konuştu.

 

-Bunu görüyor musun baba? Rong Fan, basit bir düğün için bu kadar uzun ve büyük bir geçit töreni düzenleyerek ailemizi sadece alay konusu yapmak istemiyor, aynı zamanda ezmek ve rezil de etmek istiyor!

 

Nian Hai de aynı soğuk tavırla konuştu.

 

-Bakalım daha sonra kim alay konusu olacak!?

 

Rong Fan, yüksek sesle bir kahkaha attı ve bağırdı. Sanki duymayan kimsenin olmasını istemiyordu.

 

-Hahahaha….Kardeş Nian, damadımı almaya geldim.!

 

Nian Hai, yüzünde sahte bir gülümseme ile konuştu. Ruan ji Lijuan’ın olmadığı 3 dk’lık zaman diliminde bir plan yapılmıştı.

 

-Elbette oğlum hazır. Zhen’er, git de büyük kardeşini getir!

 

Nian zhen, bir selam verdi ve hızlıca konuştu.

 

– Rong Amca, bir süre bekleyin, büyük kardeşimi getireceğim.

 

Rong Fan, parlak renkli kırmızı kıyafetler giymişti ve oldukça da mutlu görünüyordu. Rong Jiao ise, süslü bir taç takmış ve kırmızı renkli kıyafetler giymişti. Yüzünde nefret, öfke ve iğrenti vardı. Giydiklerinden aşırı rahatsız olduğu belliydi. Ayrıca kendisine yapılan ağır makyaj ile aşırı çirkin görünüyordu. Sanki daha da çirkinleşmesi için uzun uzun uğraşılmıştı.

 

Kalabalıktan biri Rong Jiao’ya bağırdı.

 

-Leydim, birine işkence etmek için gökler tarafından gönderilmiş olmalısınız!

 

Kim olursa olsun, Rong Jiao ile evlendikten sonra ne tür bir hayat yaşayabileceğini hayal etmek zordu.

 

Bir süre sonra Nian Zhen, omuzlarında kocaman bir tabutla geri geldi.

 

-Kenara çekilin!!

 

Ruan Ji Lijuan, derin bir iç çekti. Sonunda başlamıştı. Kendisi olsa da olmasa da bu olaylar kitapta geçiyordu.

.

.

.

Like A Flower (BL)

Like A Flower (BL)

Puanlama 0.0
Seviye: Ongoing Tür: Yazar: Orjinal dil: Türkçe
Like A Flower (BL)   Ruan Ji Lijuan, kitap okumayı seven genç bir adamdı. İsmi her ne kadar kadınsı olsa da görünüşü değildi. Buna rağmen karakteri, ismi ile uyuşuyordu.   Ruan Ji Lijuan, okumayı abarttığı bir zamanda yorgunluk yüzünden ölür ve kendisini bir çiçek olarak bulur.   Hemen oku!

Yorumlar

Ayarlar

Karanlık Modla Çalışmıyor.
Sıfırla