Like a Flower 33.Bölüm

Like a Flower 33.Bölüm

Önceki bölüm

Nian zhen, huylanmasına rağmen yüzünde ki ciddi ifadeyi bozmadı ve konuştu.

-Genç hanımı kontrol etmem gerekiyor. Ona göre karar verebilirim.
.
.
.
.
.
.
Leng Meng’in gözleri kocaman açıldı. Yüzünde heyecanlı bir ifade oluştu. Nian zhen, kendine güveniyor gibi görünüyordu. Ayrıca bu genç adam, fazlasıyla sıradışıydı. Pek yalan söyleyen bir tipe de benzemiyordu. Belki de iyileştirmenin bir yolunu biliyordu.

Wang Ping, heyecanla bağırdı. Nian zhen, artık arkadaşlarından biriydi. Ayrıca Saf-yang meyvesinin varlığı ortaya çıkmıştı. Saklanmasının bir anlamı yoktu. Ayrıca Leng ailesinin genç bayanının hastalığı da bir sır değildi.

-Leng Amca, Kardeş Nian zhen harika bir adam! Onun yeteneklerini bilemeyiz. Belki de yardım etmenin bir yolunu biliyor olabilir!

Bu sıra da Ruan Ji Lijuan, kayaların arasında bulduğu bir çiçeği almış ve yapraklarını kopartıyordu.

-Aşık olacak..Olmayacak…

Leng Meng ise, bir umut görmüş gibi oldu. Saf-yang meyvesi ile soğuğu durdurabiliyorlardı. Bu meyve en fazla ömrünü uzatabilirdi.

-Harika, bu harika! Kardeş Nian zhen genç hanımın hayatını gerçekten kurtarabilirse, Leng ailesi, kesinlikle cömertçe ödüllendirecek!

Genç hanımın sahip olduğu hastalık aşırı nadirdi ve kimse iyileştirebileceğini söylememişti. Leng Meng’in hala şüpheleri vardı ve bu hastalık, onlara büyük bir şey öğretmişti. Bir şeyin olmasını ne kadar çok isterseniz, hayal kırıklığınız da o kadar büyük olur…

Fakat, umut olduğu sürece, ölümün gelmesini beklemekten daha iyi olurdu. Nian zhen, kesinlikle çok yetenekliydi. Belki de yapabilirdi.

Nian zhen, yelpazesini salladı ve rahat bir şekilde konuştu. Leng ailesinin ödüllerini reddetmenin bir anlamı yoktu. Ayrıca belki de Saf-yang meyvesini kendisine alabilirdi. Eğer genç bayanın hastalığını(!) iyileştirebilirse kesinlikle kendisine borçlanırlardı. Buzlu Kule ile iyi bir ilişki kurmak kesinlikle faydalıydı.

-Kesinlikle yardım edebilirim.!

Buzlu kule, Beyaz Şehir’deki en büyük ticaret merkeziydi. Sadece Hap dükkanları değil birçok farklı türde ticaret yapılıyordu. Hap dükkânı, Leng ailesinin en önemli işiydi. Ne zaman Buzlu Kuleden bahsedilse, Leng ailesinden de bahsedilirdi. Kule, Leng ailesine aitti.

Beyaz şehir çok büyüktü ve diğeri küçük şehirlerle karşılaştırılamazdı. Beyaz şehrin güzel inşa edilmiş binaları ve büyük bir arazisi vardı. Tüm şehir, muhteşem bir atmosfere sahipti. Gece bile sayısız ışıkla aydınlatılırdı. Gürültüsü bol olan bir şehirdi.

Leng Meng, Şehirde ki yüksek binayı işaret etti. Kule, 150 metreden daha büyüktü. Işıklarla aydınlatılmıştı ve çatıda da büyük bir köşk vardı. İnanılmaz güzel bir binaydı.

-Kardeş Nian zhen, şehirdeki en yüksek binayı görüyor musun? O Buzlu Kule!

Nian zhen, biraz burun kıvırsa da belli etmedi. Şehrin büyüklüğü onu etkilememişti bile. Ona göre çok küçüktü. Hatta küçük bir köyden farkı yoktu. Daha büyükleri ve daha muhteşemleri ile karşılaşmıştı. Yalancı bir gülümseme ile konuştu.

-Beyaz şehrin, 39 şehir arasında en güçlüsü olmasına şaşmamalı, gerçekten de üstün duruyor.

Ruan Ji Lijuan, Nian zhen’in yanında duruyordu. Kulağına doğru yaklaştı ve fısıldadı.

-Zhen-gege, yalan söylemede en iyisisin.

Nian zhen, kendi kendine konuşur gibi fısıldadı.

-Bu daha ne ki?! Neden bu küçük şehre hayranlık duymalıyım ki?! Bir köy gibi görünüyor. Benim geldiğim yerde antik şehirler, büyük savaşçılar tarafından yapılmış özel bariyerler vardı. Çevreden enerji toplar ve savaşçıların gelişebilmesi için değerli alanlar oluştururdu. Bu köy, sadece bir çöp!

Ruan Ji Lijuan, başını salladı ve sessiz kaldı. Görünmez olduğu için hareketleri görünmemişti.

Nian zhen’in İlahi Aleme dönmesi çok zaman alacaktı. Şu anki seviyesiyle, gitmesi kesinlikle bir kaç yüzyıl sürerdi.

Leng Meng, tehlikeli durumdan kurtulduğu için rahatlamıştı. Kırılmış Arabayı arkalarında bıraktılar ve Beyaz Şehire yürüyerek ilerlemeye başladılar.

-Hadi şehre girelim.

Buzlu Kule…

Buzlu Kule, yakından bakıldığında çok daha farklı görünüyordu. Ön girişin yanında durulduğunda altınla kaplandığı görülebiliyordu. Zenginlik yayıyordu.

Wang Ping ve diğerleri etrafa bakınıyordu. Bu, buraya ilk gelişleri olmasa da, her defasında etkileniyorlardı.

Leng Meng, yanında ki yaşlı adama doğru konuştu.

-Leng Xing, Wang Ping’e ve diğerlerine çevreyi göster. Onlara karşı kibar davran.

Leng Xing başını salladı. Leng ailesinin üyelerinden biri olarak Wang Ping ve diğerlerini ilk başta pek umursamıyordu ama şimdi her şey değişmişti. Arkadaş olmuşlardı. Birlikte savaşmışlardı. Leng Meng’in bunu söylemesine bile gerek yoktu .

-Merak etme.

Leng Meng, Nian Zhen’e parlak gözlerle baktı ve konuştu

-Kardeş Nian zhen, hadi gidip Leng ailesinin lideri ile tanışalım.

Nian zhen, başını salladı. Ertelemenin bir anlamı yoktu.

-Peki, tanışalım bakalım.

Leng Meng, direk Buzlu Kuleye doğru yürümeye başladı.

Nian zhen şaşırdı ve merakla sordu.

-Doğrudan Leng ailesine gitmiyor muyuz? Neden Kuleye gidiyoruz?!

Leng Meng, gülümsedi ve açıklamaya başladı.

-Buzlu Kule ve Leng ailesi, Yan Yana ve kulenin arkasında Leng ailesinin arazisi var. Aslında Buzlu Kule, Leng ailesinin ana girişidir ve sadece önemli misafirler buradan girebilir. Diğerleri arka kapıdan girerler.

Nian zhen, Leng ailesinin önemli bir misafiri olarak kabul edildiğini fark etmişti. Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

-Anladım.

Parlak bir şekilde aydınlatılmış Kuleye girdiler. Gece vakti bile, Kulede iş yapılmaya devam ediyordu. Bu dükkanların hepsi Leng ailesine ait değildi. Leng ailesi, yerleri kiraya veriyordu.

Leng Meng, Nian zhen’e her şeyi anlattı, fakat biraz etrafa baktıktan sonra Nian zhen’in ilgisini kaybettiğini fark ettiğinde sustu. Nian zhen’in gerçekten de etkilenmediğini hissetmişti. Yüzünde tuhaf bir ifade oluştu.

Nian zhen, bu tür yerleri çok fazla görmüş gibi bakıyordu. Leng Meng, bunu anlayamadı. Kırmızı Bulut Şehrinden gelen bir genç, nasıl daha önce görmüş gibi davranabilirdi ki?!

Arka kapıya giden birkaç kilometrelik çok uzun bir koridor vardı. Leng Meng, Nian zhen’i koridordan geçirdi ve Leng ailesinin ana üssüne ulaştı.

Ruan Ji Lijuan da takip ediyordu. Rüyasında gördüğü şeyin aynısıydı. Sadece kitaptan okumakla hayal edebileceğin bir şey değildi. Bizzat orada olmadığın sürece bilemezdin. Fakat Ruan Ji Lijuan, bu yaşananları sadece kitapta okumuş değil rüyasında da görmüştü.

Leng ailesinin ana üssü tamamen farklı bir tarza sahipti. Klasik ve göz alıcı, su çeşmeleri ve göletler vardı.  Havada kuşlar şarkı söylüyor ve çiçekler hoş bir koku yayıyordu. Burayı tasarlayan kişi, kesinlikle hayattan nasıl zevk alacağını gerçekten biliyor olmalıydı.

YN:Yani ben.?.

Ön kapıdaki, iki muhafız kibarca Leng Meng’e gülümsedi. Leng Meng’in Leng ailesinde sağlam bir statüsü ve ünü vardı. O zaten geç aşama Temel kaynak alemindeydi ve Başlangıç kaynak alemine girme şansı çok yüksekti

-Leng Amca, döndün mü?!

Leng Meng, başını salladı ve Nian zhen’i iç taraflara doğru yönlendirdi.

-Evet…

Ruan Ji Lijuan, muhafızlara dil çıkarttı ve küçümseme ile bakıp kendi kendine söylendi.

-Yok gelmedik, salaklar sürüsü.

Leng ailesinin büyük toplantı salonunda..

Leng Meng, gülümsedi ve konuştu.

-Kardeş Nian zhen, ben lideri çağırmaya gidiyorum lütfen burada biraz çay iç.

Nian zhen, bir sandalyeye düzgünce oturdu ve elinde ki yelpazeyi sallanamaya başladı.

-Pekala bekliyorum.

Leng Meng’in, çıktıktan sonra Ruan Ji Lijuan, tekrar görünür oldu ve alayla Nian Zhen’e bakıp konuştu.

– Önünde eğilmeme izin ver. Yalancıların kralı! Kız geldiğinde dikkat et de ağzının suyu akmasın!

Nian zhen, üzgün gözlerle baktı ve sessizce konuştu.

-Neden biraz çay içmiyorsun? Biraz sakinleş lütfen. Seni bırakmak gibi bir planım yok. O kız sadece bir araç.

Ruan Ji Lijuan, hafif bir kahkaha attıktan sonra konuştu.

-Tıpkı benim gibi! Söylesene senin için araç olmayan bir şey var mı?! Arkadaşlarını bile araç gibi görüyormuşsun gibi geldi.

Nian zhen, tam bir şey söyleyecekti ki Ruan Ji Lijuan, tekrar görünmez oldu.

Kısa bir süre içinde de Leng Meng 6 adamla birlikte geldi. Nian zhen bu adamları İlahi Hissi ile taradı ve hepsinin Başlangıç kaynak aleminde olduğunu keşfetti. Leng ailesinin gücü gerçekten fazlaydı. Beyaz Şehir’deki en güçlü ailelerden biri olmalarına şaşmamalıydı.

Topluluğa liderlik eden adam kırk yaşlarında görünüyordu. Beyaz kıyafetler giyiyordu ve yüzü keskin hatlara sahipti. Kaşları kılıç şeklindeydi ve gözleri yıldızlar gibi parlıyordu. Doğal bir haysiyet ve güçlü bir imajı vardı ve onu gören herkesin saygı duymasını sağlıyordu.

Bu adam Leng ailesinin lideri Leng Zhan’dı. Başlangıç kaynak savaşçılarının geri kalanına gelince, hepsi ailenin çekirdek üyeleriydi. Leng ailesinden tüm Başlangıç kaynak savaşçıları buradaydı, bu da genç bayanla ilgili meselelere önem verdiklerini gösteriyordu.

Beyaz Şehir’deki büyük ailelerden biri olan Leng ailesi güçlü bağlantılara sahipti. Ailede bir sürü dahi ve bir sürü de Temel kaynak savaşçısı vardı. Fakat şimdi gece yarısı olduğu için Leng ailesi çok sessizdi. Ayrıca Leng ailesinin toplantı odası herkesin serbestçe girebileceği bir yer değildi.

Leng Zhan geldiğinde, hemen Nian zhen’e baktı. Nian zhen’in sadece yakışıklı bir genç adam olduğunu gördüğünde kaşlarını çattı.

Leng Zhan, doğrudan konuya girmeye karar verdi. Lafı dolandırmanın bir anlamı yoktu. Nian zhen’in kızını gerçekten iyileştirip iyileştiremeyeceğinden emin olmamasına rağmen Nian zhen’e karşı kibarlık gösterdi. Sonuçta Leng Meng’i kurtarmış ve Fei ailesinden adamları tek başına öldürmüştü.

-Küçük kardeş Nian zhen, öncelikle Leng Meng’i kurtardığın ve Saf-Yang meyvesini koruduğun için sana teşekkür etmek istiyorum. Seni kesinlikle cömertçe ödüllendireceğiz…Fakat kızımı gerçekten iyileştirebilecek misin?

Nian zhen, kendisinden önce gelenleri hissedip ortadan kaybolan Ruan Ji Lijuan’a bakmak istedi. Sesini düzeltti ve rahat bir şekilde konuştu.

-Elbette.

Yaşlı bir adam, Nian zhen’in genç bayanın hastalığını tedavi edebileceğine inanmıyordu. Soğuk bir şekilde konuştu.

-Gururlu olmak senin gibi genç bir adam için iyidir. Leng Meng’i kurtardın ve sana Leng ailesinin arkadaşı gibi davranacağız. Fakat küçük kardeşim, lütfen bize yalan söyleme. Mei’er’in hastalığını kimse tedavi edemedi.

Nian zhen, adamlara baktı. Bunlar kendisine inanmıyordu. Aslında haklıydılar. Sonuçta genç bir adam gibi görünüyordu fakat küçümsenmekten nefret ederdi. Tek istisna Ruan ji Lijuan idi ve onların hepsi de bir saç teli bile etmezdi.

-Madem ki hiçbiriniz bana inanmıyorsunuz, o halde şimdi gidiyorum. Yaptığım her şey için bana teşekkür etmenize gerek yok.

Nian zhen ayağa kalkıp koridorun çıkışına doğru yürümeye başladı. Otomatik olarak Ruan’ın da geleceğini düşünüyordu. Tabi ki Ruan Ji Lijuan, geri döneceğini bildiği için gitmeye yeltenmemişti bile.

Nian zhen’in doğru düzgün bir şey söylemeden gitmek üzere olduğunu görünce, orada bulunan adamlar irkildi.

Leng Zhan, Nian zhen’i hemen durdurdu. Adamların geri kalanı kaşlarını çattı. Önlerinde bu kadar kaba olmaya cüret eden başka bir genç olsaydı, ona tokat atarlardı. Fakat bu genç adam Leng ailesine yardım etmişti ve onun diğer gençlerden farklı göründüğünü kabul ediyorlardı.

-Dur küçük kardeşim! Bekle ! Lütfen bize kızımı nasıl iyileştireceğini söyler misin?

Nian zhen, yürüdüğü esnada öfkeyle konuştu.

-Genç hanımın hastalığını kendi gözlerimle incelemem gerekiyor fakat onu çağırmadın bile. Bu da bana inanmadığını gösteriyor. Ben gidiyorum!

Leng Meng, Nian zhen’i durdurdu ve hızla konuştu.

-Kardeş Nian zhen lütfen kızma! Bekle lütfen. Konuşalım.

Leng Zhan, özür dilercesine gülümsedi. Temel kaynak alemindeki bir gencin önünde ilk kez bu kadar itaatkar davranmıştı. Bu genç adamın içini gerçekten göremiyordu. Belli ki elinde bazı özel numaralar vardı. Risk almaya ve bu genç adamın denemesine izin vermek istedi.

-Lütfen kızma, Kardeş Nian zhen! Leng Meng, lütfen gidip Mei’er’i getir.

Leng Meng, kafasını salladı ve gitti. Kısa bir süre sonra Leng Meng tekrar geldi ve arkasında genç bir kız vardı. Nian zhen bu genç kızı gördüğünde, yüzü tuhaf bir hal aldı.

Güzel, inkar edilemez derecede güzeldi! Fakat bu kız… Tuhaf bir şekilde Ruan Ji Lijuan’a benziyordu. Özellikle de beyaz saçları…

Genç kız beline mor ipek bir kemer bağlamış uzun beyaz bir etek giyiyordu. Kusursuz kavisli bir vücudu vardı. Saçları ipek gibi düzdü ve omuz hizasındaydı. Bir çift parlak gözü ve bembeyaz dişleri vardı. Dudakları mükemmeldi ve makyajsız bile görünüşünde tek bir kusur yoktu. Ancak onu inkar edilemez derecede güzel yapan sadece görünüşü değildi. Gözleri en saf su kadar berraktı; temiz beyaz bir kağıt gibiydi, kesinlikle kusursuzdu.

Nian zhen’e Ruan Ji Lijuan ile ilk tanıştıkları zamanda ki saflığı anımsatmıştı. Beyaz saçları kesinlikle odada bulunan diğeri kişilerin içinde dikkat çekiyordu.

Nian zhen, bu kızın Ruan Ji Lijuan’a çok benzemesi yüzünden ürpermişti. Demek bu yüzden onu kurtarmaya heveslenmişti. Bir de Ruan’a aşık olduğunu nasıl anlayamadığına inanamıyordu. Belli ki bu kız, Ruan ji Lijuan’a benzediği içindi!

Ruan Ji Lijuan, Leng Meiren’e baktı. Her zaman ki gibi benzerlikleri mide bulandırıcı idi. Bir kere onun çilleri yoktu!
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım sevmişsinizdir.

Leng Meiren hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu benzerliği tahmin etmiş miydiniz?

Leng Meiren nasıl biri çıkacak?

Ruan Ji Lijuan, ne yapacak?

Nian zhen, ne yapacak?

Sizce neler olacak?

Beni takip etmeye devam edin canlarım. Sizi seviyorum. ?????

Like A Flower (BL)

Like A Flower (BL)

Puanlama 0.0
Seviye: Ongoing Tür: Yazar: Orjinal dil: Türkçe
Like A Flower (BL)   Ruan Ji Lijuan, kitap okumayı seven genç bir adamdı. İsmi her ne kadar kadınsı olsa da görünüşü değildi. Buna rağmen karakteri, ismi ile uyuşuyordu.   Ruan Ji Lijuan, okumayı abarttığı bir zamanda yorgunluk yüzünden ölür ve kendisini bir çiçek olarak bulur.   Hemen oku!

Yorumlar

Ayarlar

Karanlık Modla Çalışmıyor.
Sıfırla