Like a Flower 27.Bölüm

Like a Flower 27.Bölüm

Önceki bölüm

Zhen-gege, sana her şeyi anlatacağım. Sana çok fazla yalan söyledim. Senin koruyucun felan değilim! Ben…senin…sana…Aşık bir aptalım!

Nian zhen’in gözleri büyüdü. Az önce ne duymuştu?! O kendisine aşık mıydı?!
.
.
.
.
.
.
.
.
Ruan Ji Lijuan, yalanın daha çok yalanı doğurduğunu biliyordu. Bunu bir kitapta okumuştu. Eskiden yalanın ne olduğunu bile bilmezdi. Fakat o…Buraya geldiğinden beri çok değişmişti.

Nian zhen, şok olmuş bir şekilde bir kez daha sordu.

-Bana aşık mısın?! Bu nasıl olur?! Daha 1 hafta geçmedi! Biz sadece bir kaç gündür birbirimizi tanıyoruz.

Ruan Ji Lijuan’ın okuduğuna göre ve öğrendiğine göre en iyi yalan doğruyla karıştırılmış yalandı.

-Aslında…Ben seni çok iyi biliyorum. Sen ve ben…En az bir kaç bin yıldır arkadaştık. En başa dönmek için tanrılara yalvardım ve beni bir insan olarak değil bir bitki ruhu olarak tekrar senin yanına gönderdi.

Nian zhen’in kafası karışmıştı. Elini durması için kaldırdı ve ciddi bir sesle konuştu.

-Bana en başından anlat. Ben, seni tanımıyordum. Seni ilk olarak o gün depoda gördüm.

Ruan Ji Lijuan, derin bir iç çektikten sonra 100. Yaşamını anlatmaya başladı. Aynı zamanda kitaptan öğrendiği gizli sırları da söyledi.

-Biz, birlikte çok uzun zaman geçirdik. Sen, bir tanrı olmaya takıntılıydın. Güce açtın ve zalimdin. Bir ejderha oldun ama asla tanrı olamadın. Bir kızla tanıştın. Onun da kutsal vücudu vardı. İlk görüşte aşık olmuştun Buzun Kraliçesine. O kız, çok güzeldi. Aranızı yaptım ve çocuklarınla ilgilendim. Fakat sen, beni hiçbir zaman fark etmedin.

Nian zhen, ağzı açık bir şekilde konuştu.

-Bunlar…Doğru mu?! Peki ya…Buzun Kraliçesi şimdi nerede?! Ne zaman tanışacağım onunla?

Ruan Ji Lijuan, gözünden akan yaşlarla anlatmaya başladı.

-Çok uzakta değil. Şu anda ölmekte olan 14 yaşında bir kız çocuğu. Beyaz şehirin Leng ailesinde. İsmi Leng meiren. Onu kurtaracaksın ve ikiniz de birbirinize aşık olacaksınız.

YN: Leng Meiren = Soğuk güzellik. Yine isim seçmede harikayım.?

Nian zhen, gerçekleri kaldıramadığını hissetti. Derin bir iç çekti ve merakla sordu.

-Bana kendinden bahset. Ayrıca bu anlattıklarını neden ben bilmiyorum?

Ruan Ji Lijuan, burnunu çekti ve anlatmaya devam etti. Bunların çoğu aslında kitapta olan şeylerdi.

-Bunları bilmemen normal. Ben, eskiden bir insandım. Seni görür görmez aşık olmuştum. Yetişim ile ilgili bir fikrim yoktu. Öldüğüm zaman yalvardım tanrılara ve o zaman dileğim kabul oldu. Fakat… Aklım karıştı. Senin yanına bu halde geldim fakat sen beni yine umursamadın. 2. Kez öldüm ve sonra 100. Kez öldüğümde bu sefer işleri tamamen değiştirmek istedim.

Nian zhen’in aklı karışmıştı. Bu anlatılanlara inanamıyordu. Denemek için sordu.

-Pekala, o zaman Fei ailesi geldiğinde ne yapacağım? Bunu bilirsen, sana inanacağım.

Ruan Ji Lijuan, burnunu çekti ve elleri ile gözlerini sildikten sonra konuştu.

– Ruh becerin ile yüksek seviyeli bir usta gibi davranacaksın. Fakat bu çok riskli ve ruhunu yaralayacaksın. İyileşmek için de Beyaz şehire gidecek Ve Leng ailesine gideceksin. Onların Leydisini kurtaracaksın ve bir kaç yüzyıl sonra da evleneceksin. Sadece bu da değil. Toplam 3 eşin olacak. Birisi Buz Kraliçesi ismiyle anılacak. Diğeri Qin klanı ile bağlı ve bir diğeri ise Wu Ningzhu isimli kişi. Toplam da 7 kan kardeşin olacak. Birisi Küçük Şeytan Kral Lakabı ile anılacak ve bir diğeri de Bir keşiş olacak. Ayrıca 5 çocuğun olacak ve bunlardan sadece biri hayatta kalacak. Düşmanların tarafından öldürülecekler.

-Şimdi Bana inanıyor musun?!

Nian zhen, daha fazla anlatmak isteyen Ruan Ji Lijuan’ı durdurdu. Bunlar fazlasıyla ayrıntılı idi. Yalan olduğunu sanmıyordu. Ayrıca Fei ailesi ile ilgili aklında ki plan gerçekten de öyleydi. Derin bir iç çekti. Demek ki bir Tanrı olamamıştı. O zaman en başından beri hata içindeydi ve bu hatanın en büyük kısmı da Ruan Ji Lijuan olmalıydı. Kibrine yenik düşüp onu umursamamıştı ve büyük ihtimalle de çok fazla düşman edinip çocuklarının ölmesine de neden olmuştu.

-Anlıyorum. Sana inanıyorum. Senden her şey için özür dilerim.

Ruan Ji Lijuan, öfkeyle baktı ve bağırdı.

-Özür?! Bana, kayıp giden yüz bin yılımı geri ver! Senin yüzünden kaç kez ölümün eşiğine geldim! Sırf senin yüzünden oldu! Beni, bir kukla gibi kullandın! Senin Rong ailesinden hiçbir farkın yok! Sana olan aşkım da hayranlığım da tamamen bitti! Ben gidiyorum! Ne halin varsa gör!

Ruan Ji Lijuan, yaşadığı uzun zamanında gerçekten de görmezden gelinmişti. Acıdan başka bir şey yaşamamıştı. Belki yaptıkları ve söyledikleri kötüydü fakat o değişmeye zorlanmış bir kurbandı!

Ruan ji Lijuan, eski saflığının birazını atmak zorunda kalmıştı. Nian zhen’den öğrendiği bir şey varsa o da acımasız bir piç olması gerektiği idi. Sadece acımasız bir piç olarak iyi yaşayabilir ve kadınlarla ya da her ne haltsa onlarla gücün keyfini çıkartabilirdi. Unuttuğu bir şeyi haturlamıştı. O da kendisi yaşlılıktan öldüğü sırada yanında ölen iyi arkadaşın(!) aslında bir klon olduğu idi. Onu sonradan fark etmişti.

Ruan Ji Lijuan, daha fazla durmak istemedi. Kalbi ve bedeni fazlasıyla yıpranmıştı. Onun için kaç kez yem olduğunu sayamıyordu bile. Nian zhen iğrenç bir arkadaştı!

Nian zhen, elini kaldırdı ve oturduğu yerden kalkıp bağırdı.

-Dur! Gitme! Beni yalnız bırakma! Her şey için özür dilerim! Beni affet lütfen! Ben bir aptalım!

Ruan Ji Lijuan, sinirle arkasını döndü ve bağırdı.

-Evet sen bir aptalsın! Hem de korkunç bir arkadaşsın. Senin gibi birine aşık olup kapıldığım için en büyük aptal da benim! Bu sefer ne yapacaksın? Bir yenilik yapıp Fei ailesine beni mi vereceksin ?! Dur, ya da sapık düşmanın eline yem mi yapacaksın?! Doğru ya bunu zaten yapmıştın! Yetişmeseydin, tecavüze uğrayacaktım! Dur bir dakika zaten onu da yaşadım!

Ruan Ji Lijuan, kaçtığı yaşamlarında onu da yaşamıştı. Acı ve keder onu asla bırakmamıştı. O dünyanın en şanssız canlısıydı. Nian zhen’in yanında dursa acı gitse daha büyük bir acı vardı.

Bu konuşmayı göklerden izleyen Doğa tanrıçası ağlamak istedi. O ne yapmıştı böyle?! Şu an da Ruan Ji Lijuan hem kendisinin hem de Nian zhen’in kaderini değiştiriyordu.

-Seni küçük afacan!!! Ne zamanden beri bu kadar iyi bir yalancısın?!

-ZİRAN SHENGYİN!!!!

Bir kadın ve adam aynı anda belirdi ve bağırdı.

Doğa tanrıçasının gerçek ismi Ziran shengyin idi.

YN: Doğa ve ses kelimelerinden oluştu ismi. Ziran Shengyin= Doğanın sesi. Nasıl?!

Ziran Shengyin, ürktü ve yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdikten sonra konuştu.

– Hımm, bana mı seslendiniz?

Kadın, sinirli bir şekilde konuştu.

-Sen! Ne yaptığının farkında mısın?! Kutsal imparator’un oğlu olan Nian zhen’in belirlenmiş kaderini mahvettin!

Adam, gür bir sesle kahkaha attıktan sonra konuştu.

-Benim için hava hoş, ben durumdan gayet memnunum. Alacak çok fazla ruh var. O çocuğun ruhunu sen aldığında oldukça sinirlenmiştim.

Bu kadın, kader tanrıçası idi ve Adam ise Savaş ve Ölüm tanrısı idi. Oldukça mutluydu çünkü daha fazla ruh kazanmıştı.

Ziran Shengyin, gördüğü görüntüyü onlarla da paylaştıktan sonra konuştu.

-Ben, suçsuzum. Ona acımıştım fakat böyle bir şey olmasını beklememiştim.

Kader tanrıçası elini başına koydu ve gözlerini kapattı. Bir süre sonra bir kehanet söylemeye başladı.

-Kanla yıkanacak diyar.
Yıldızlar titreyecek..
Yaşayanlar ölecek ve ölecekler yaşayacak…
Saf olan en büyük şeytan olacak…
Bir şeytan saflığı ve mutluluğu kazanacak…
Kutsal olan düşecek ve yeni bir kutsal doğacak.
Aşk, en büyük yıkımı getirecek.

Kader tanrıçası, gözlerini açtı ve konuştu.

-Kader değişti!
.
.
.
Ruan Ji Lijuan, sinirliydi. Kalbi kırılmıştı. Bu saatten sonra Nian zhen’i tekrar kalbine almak istemiyordu.

-Bunu düzeltebilir misin?! Benim acımı üstlenebilir misin?! Seni umursamayan birini nasıl tekrar sevebilirsin?!

Nian zhen, hiç bu kadar pişman hissetmemişti. Ne düşüneceğini bilmiyordu. Aklı karmaşıktı. Biri ona aşık olduğunu söylemişti. Bunu hiç duymamış değildi. Fakat kalbi neden ağrıyordu?!

Ruan Ji Lijuan, yutkundu. Çatlak bir sesle konuştu.

-Bunu yapamazsın. Kalbimi geri düzeltemezsin. Benim masumluğumu ve saflığımı elimden aldın. Bu yanına kâr olarak kaldı. Pekala gitmeyeceğim. Çünkü gidecek hiçbir yerim yok. Fakat bundan sonra benimle konuşma. Bana, biriktirdiğin hapları da ver.

Nian zhen, titreyen elleri ile sakladığı hapların hepsini çıkarttı ve Ruan Ji Lijuan’a verdi.

Ruan Ji Lijuan, daha fazla küçük kalmak istemiyordu. Hapların tamamını tek tek yedikten sonra derin bir uyku durumuna girdi.

Nian zhen, Ruan Ji Lijuan yere düşmeden önce yakaladı ve nazikçe oyuncak evde ki yatağına yatırdı. Aklı karmaşıktı. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Birine danışırsa belki anlayabilirdi. Kendisini kötü hissediyordu. Kötü adam o olmuştu.

Nian zhen, anlatılanlara göre Ruan Ji Lijuan’a çok kötü davranmıştı. Neden eskisi gibi olmadığını şimdi anlıyordu. Zaten değiştiğini hissetmişti. O yapılacak tüm kötü şeyleri hak ediyordu.

Nian zhen, derin bir iç çekti ve odadan çıktı. Bir süre nereye gitmesi gerektiğini bilemedi.. Sonra aklına babası geldi.

Nian zhen, sessizce ilerledi. Nian hai’nin odasına geldiğinde kapıyı çaldı ve seslendi.

-Baba, seninle konuşabilir miyim?

Nian Hai, kendisine verilen tekniği çalışıyordu. Oğlunun sesini duyduğunda çalışmayı bıraktı ve kapıyı açtı. Oğlu, gecenin bir vakti neden gelmişti ki?!

-Zhen’er, bir şey mi oldu?!

Nian zhen, babasına karmaşık bir şekilde baktıktan sonra konuştu.

-İçki var mı?! Biriyle konuşmak istedim. Aklım bir konuda karıştı.

Nian Hai, önce kaşlarını çattı sonra derin bir nefes verdikten sonra sakladığı kaliteli şarapları çıkarttı.

Kısa süre sonra Nian Hai’nin avlusunda ki masa da baba- oğul şarap içiliyordu.

-Neler oldu? Neden aklın karıştı?

Nian Hai, Oğlunun neden bu halde olduğunu merak etti. Nian zhen, yıkılmış gibi duruyordu.

Nian zhen, bir bardak şarabı tamamen kafasına diktikten sonra konuştu.

-Diyelim ki, birine çok kızdın. Çünkü sana yalan söyledi. Sen de ona kızmak istedin fakat bir aşk itirafı ile karşılaştın. Sonra öğrendin ki bilmeden ona çok kötü davranmışsın ve bu da onu çok kırmış. Siz kavga ettiniz ve onu sahiplendiğin ama bir canlı yerine bile koyamadığını fark ettin.

Nian zhen, bir bardak daha şarap koydu ve bitirdikten sonra bir bardak daha doldurduktan sonra konuşmasına devam etti.

-Sonra…onun ağladığını görünce kalbin ağrıdı. Pişman hissettin. Aklın karıştı. Onun başkasının yanında olduğuna görünce kıskandın. Sen olsan ne yapardın? Onu bırakmak istemiyorsun fakat yanında olunca da ne yapacağını bilmiyorsun. Bu yüzden de iş bahanesi ile ondan kaçıyorsun. Başka birinin ona kötü davrandığını duyduğun anda sinirden deliriyorsun.

Nian Hai, sessizce oğlunu dinledi. Onun kimden bahsettiğini iyi biliyordu. Derin bir iç çekti ve yıkılmış ve delirmiş gibi duran oğluna uzun uzun baktıktan sonra konuştu.

-Durumu anlıyorum. Burada hatalı olan kişi sensin. O küçük adam ile zor barışırsınız. Öncelikle kalbini iyileştirmen lazım.

Nian Zhen, hızla sordu.

-Nasıl?! Benim sorunum ne?! Neden bir salak gibi davrandım? Hatta ben büyük bir salağım!

Nian Hai, derin bir iç çekti. Oğlunun boşalan bardağını kendi elleri ile doldurduğu sırada konuştu.

-Sana sormama izin ver. Onu ilk gördüğün anda ne hissettin?! Anlaşılan kendi hislerinin farkında değilsin. Bu arada  Söylemeden geçmeyeceğim, SEN KOCA BİR SALAKSIN!

Nian zhen, düşündü. Ruan Ji Lijuan’ı ilk gördüğünde ne hissetmişti?!

Bir kere, hayatında gördüğü en güzel varlıktı! Kalbi çarpmış ve anlamlandıramadığı hisler oluşmuştu. İlk gördüğü andan beri onu korumak istemişti. Kendisine saklamak istemişti.

-Onu sonsuza kadar kendime saklamak istedim. Onun çok güzel olduğunu düşündüm.

Nian Hai, gülümsedi ve parmağı ile Nian zhen’in kalbini gösterip konuştu.

-Evlat, sen ona çok fena düşmüşsün. Fakat Bunun farkına bile varamamışsın.

Nian Zhen, şaşkınlıkla bağırdı.

-Ne?! Ona düşmek mi?! Anlayamıyorum. Daha açık konuş baba.

Nian Hai, gözlerini yıldızlara dikti ve açıklamaya başladı.

-Evlat, senin kadar aşktan habersiz birini ilk defa görüyorum. Öncelikle, normalde oldukça akıllısın fakat konu aşka gelince oldukça deneyimsizsin. Sen, ona aşık olmuşsun. Fakat bir aptal olduğun için b*k gibi davrandın ona. Özür dilemek artık işe yaramaz.

Nian zhen, aşık mı olmuştu?! Aşk gerçekten de var mıydı?! Bu hissettiği şeyler gerçekten de aşk mıydı?! Hala anlayamıyordu. Fakat Ruan Ji Lijuan’ın kırılan kalbinin sesini kulaklarında ve kalbinde duymuş ve hissetmişti. Kendi kalbi de kırılmıştı.

-Ne yapmam lazım? Bana bir yol göster.

-Nian Hai, bir kaç bardak şarap içti. Şimdi söyleyeceği şey önemliydi.

-O kadar yaşadın ve aşkı hala anlamıyorsun. Benim aklım senin işlerine anlam veremiyor.

Nian Zhen, Nian Hai’nin ne demek istediğini anlamayamıştı.

-Ne? Anlamıyorum. Bilmece gibi konuşmayı kes.

Nian Hai, üzgün bir şekilde iç çektikten sonra konuştu.

-Soylesene, gerçek oğluma ne oldu?! Ben, malımı iyi tanırım. Sen, gerçek Nian Zhen değilsin. Fakat, kötü bir evlat da değilsin. Bu yüzden de seni oğlum olarak kabul etmeye çoktan karar verdim.

Nian Zhen’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Nian Hai, fark etmiş miydi?! Fakat ne zaman?

-Nasıl?!

Nian Hai, yarım bir gülümseme ile konuştu.

-İlk başta anlamamıştım fakat zaman geçince şüphelerimde haklı olduğumu fark ettim. Bir insan, bir günde bu kadar çok değişmez. Sen ve benim oğlum çok farklısınız. Ayrıca, seninle ne zaman konuşsam yaşlı bir şeytan ile karşı karşıya gibi hissediyordum.

Nian Zhen, şok olmuştu. Demek her şeyi biliyordu. Bir kahkaha attı. Gerçekler ortaya çoktan çıkmıştı!

-HAHAHAHAHHA….buna inanamıyorum!

Nian Hai, gözlerini kapattı ve geriye yaslandıktan sonra konuştu.

-Oğlum, çoktan öldü. Hala onun yasını kalbimde tutuyorum. Sen de istekliysen, benim oğlum olabilirsin. Ruan Ji Lijuan’a gelince de onun ne sevdiğini biliyor musun? Hakkında ne biliyorsun? Neyi sever, neyi Sevmez? Bunu dikkatlice düşün.
.
.

Like A Flower (BL)

Like A Flower (BL)

Puanlama 0.0
Seviye: Ongoing Tür: Yazar: Orjinal dil: Türkçe
Like A Flower (BL)   Ruan Ji Lijuan, kitap okumayı seven genç bir adamdı. İsmi her ne kadar kadınsı olsa da görünüşü değildi. Buna rağmen karakteri, ismi ile uyuşuyordu.   Ruan Ji Lijuan, okumayı abarttığı bir zamanda yorgunluk yüzünden ölür ve kendisini bir çiçek olarak bulur.   Hemen oku!

Yorumlar

Ayarlar

Karanlık Modla Çalışmıyor.
Sıfırla