Gecenin Dileği 1.Bölüm

Koskoca sema bile şaşkın kaldı , Estelle’nin güzelliğinin yanında. Yıldızlar kıskandı soluk tenini, bembeyaz saçlarını…

 

Gecenin parlak ayı yüzünü aydınlatmak için can atarken nasıl oldu da geceden bu kadar nefret edebildin?

 

Senin için nasılda ağladı bulutlar öyle ki yeryüzü suya doydu. Ay senin için bir an önce göğe yükselmeyi diledi. Ne de güzel kıydın sen ona?

 

~~~~

 

[Hadi öldür]

 

“Yapmak istemiyorum” Gözleri yaşlı, önünde kanlar içerinde duran annesine baktı Estelle.

 

[Öldür onu! Yoksa o seni öldürecek]

“İ-istemiyorum” O kadar kısık sesle söylemişti ki rüzgar sesini örttü adeta hiçbir ses yokmuş gibi.

 

Annesi son kez ona baktı aynı boş gözlerle. Hiçbir his barındırmayan gözleri tamamen çöktü o an.

 

Bir hıçkırık kaçtı Estelle’nin ağzından. Elindeki ince hançer ile dizlerinin üstüne çöktü annesinin önünde…

 

[Öldü. Artık gitmeliyiz]

 

“Sus artık!”

 

[Sözümü dinle. Seni ben hayatta tuttum, unuttun mu?]

 

“S-susmanı söyledim”

 

Ses tamamen kesildi. O an ince bir buz tabakası yayıldı Estelle’nin altından, kar taneleri düştü o beyaz saçlara.

 

Sanki onu temizlemek istercesine sadece onun etrafına düşüyordu.

 

**

 

“Hııh” Estelle derin bir nefes alarak yaslanıp uyumuş olduğu daldan doğruldu.

 

[Sonunda uyandın.]

 

“Ben buraya nasıl çıktım?”

 

[Ben çıkardım.]

 

“Nasıl? ”

 

[Eh bu kadar yoğun bir duygu durumunda kendini kaybettin bu da senin bedenini ele geçirmemi kolaylaştırdı…]

 

“Bana iyilik mi, yoksa kötülük mü yaptığı gerçekten anlamıyorum”

 

[Erion.]

 

“Ne?”

 

[Adım Erion.]

 

“Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun?”

 

[Beynininde yaşın kadar küçük olmadığını düşünüyordum ama yanılmışım, hala adımla seslenmiyorsun küçük velet.]

 

“Benim on yaşına girdiğimin farkındasın değil mi?”

 

[Bin yaşından fazlayım Estelle. Senden yüzlerce yıl büyüğüm.]

 

Estelle herhangi bir yanıt vermedi. Çokta yüksek olmayan ağacın kalın dalından atladı.

 

Ayağı kayıp sırt üstü yere düşmesine sebep oldu.

 

” Aahh” Düştüğünde ağzından ufak bir çığlık kaçtı. Düştüğünde kapatmış olduğu gözlerini açtığında yerler ve ağaçlar buz tutmuştu.

 

[Şaheserine mi bakıyorsun? Ne kadar güzel değil mi?]

 

Kısık bir kıkırdama yapıp sessizliğine geri döndü. Gerçekten de sinir bozucusun, diye içinden geçirdi.

 

Annesinin ölü bedeninin olduğu ağacın dibinde siyah küller dolmuştu. Külleri arasında bir parıltı gördüğünde kaşlarını çattı. Küllere yaklaştığında arasında  kristale benzer bir taş parıldıyordu.

 

“Hey size söylüyorum o çığlık sesini bu taraftan duydum”

 

Estelle duyduğu kalın bir erkek sesi ile dikleşip sesin geldiği yere döndü.

 

[Onlar insan seni yakalamalırını mı istiyorsun? Çekirdeği al ve koşmaya başla.]

 

Estelle hızla kristali alıp ormanın içerisine koşmaya başladı. Ormanın derinliklerine indikçe havadaki yoğunluk artıyordu. Bu onun koştukça nefesinin daralmasına sebep oluyordu. Nefes nefese kalmıştı…

 

Bir ağaç dalına takılıp tepeden yuvarlandı. Ağaçların birine çarpıp durmayı başardı. Tüm vücudu sızlı

 

yordu, elbisesinin açık bıraktığı kısımlar çizilmiş, kanıyordu.

 

Bir süre olduğu yerde gözlerini kapatıp nefesinin düzelmesini bekledi.

 

[Hah! Gerçekten beceriksizsin.]

 

“Sonunda seni yanımda hissedebildim Gecenin Kutsadığı Kız”

 

Estelle irkilip hemen ayağa kalktı elini bıçağına attığında hiç kimse yoktu.

 

“Sen kimsin?”

 

“Ben Perus, bu ormanın ruhuyum”

 

[Doğruyu söylüyor.]

 

Estelle elini ince hançerinin sapından çektip sesin geldiği yöne yürüdü, olduğu yerin biraz daha ilerisinde bir göl gördü. Gölün ortasında küçük bir toprak parçasının üzerinde altın renginde bir ağaç vardı.

 

Üstünde bulunduğu toprağı gövdesi tamamen kaplıyordu. Boyu çok uzun değildi; dalları salkımlı bitkiler gibi ince ve uzundu, gövdesinin yarısına kadar iniyordu.

 

Perus “Soruların var öyle değil mi Estelle? Ne bilmek istiyorsan bana sorabilirsin ben her şeyi bilirim.”

 

[Ne kadar da alçakgönüllüsün(!)]

 

Perus “Seni de tekrar görmek güzel Gecenin Ruhu Erion.”

 

Erion herhangi bir ses vermedi. Perusta ona bir şey söylemedi.

 

Perus “Daha yakınıma yaklaş Estelle. O zaman sorularını cevaplayacağım.”

 

Estelle eliyle gölü işaret edip “Bunu nasıl aşıp daha yakına gelmemi bekliyorsun.”

 

[Gücümü kullan?]

 

“Nasıl?”

 

Erion iç çekip,

 

 

[Sabah ki sahneyi de sen yarattın. Ne yaptıysan onu bu gölün üzerinde yürüyerekte yapabilirsin.]

 

Estelle kısık bir sesle “O-onu kendi isteğim ile yapmadım.”

 

[Yürürken yerin buz tuttuğunu düşün kendiliğinden olur zaten.]

 

Perus “Yavaş ve derin olmayacak bir şekilde nefes alıp ayaklarının altında gücünün toplandığını hayal et.”

 

Estelle yavaşça nefes alıp suyun yüzeyine ayağını korkarak koydu. Ayağı sert bir zemine basmış gibi hissetti.

 

[Eh sonuçta benim kutsamamı alan birisin.]

 

Estelle küçük adımlarla Perusa doğru yürüdü. Ayağını toprağa koyduğunda bütün bedenine bir titreme geldi. Sanki soğuk bir rüzgar tüm bedenine çarpmıştı.

 

Perus “Anlaşılan konuşmamızı kısa tutmamız gerekecek Estelle.”

 

“Ne!?”

 

Perus “Yaşlılar buraya geliyor, muhtemelen bana anneni kutsayan ruhun varlığını hissedemediklerini soracaklar.”

 

Estelle “Ne olduğunu biliyorsun öyle değil mi, yine de bana neden yardım ediyorsun? ”

 

[Heh bu ihtiyar hiçbir şeyi karşılıksız yapmaz.]

 

 

Estelle “Eğer sorularımı cevaplayacaksan ne yapmamı istersen yapacağım Bilge Perus.”

 

Perus’un ince dallarından ikisi hareket edip, ağacın dalları içerisinden bir tohum çıkardı. Dallar tohumu Estelle’nin avucuna bıraktı.

 

Perus “Bu tohumu insan topraklarında en çok uğrayacağın yere ekmelisin, üzerinden yıllar bile geçse hemen ekmene gerek yok. Ama unutma her gün hiç aksamayacak bir şekilde o ruh özünü aktarmalısın.”

 

Estelle “Ben bir Khalsi’yim neden insanların topraklarına gideyim.”

 

Perus “Sanırım annen sana hiçbir şey anlatmadı. Baban bir insandı Estelle.”

 

Estelle “Yalan söylüyorsun?! Babam bir Khalsiydi ve insanlar tarafından öldürüldü!”

 

Perus “İster inan ister inanma Estelle, ben her zaman doğruyu söylerim. Şimdi üç soru bir arada sor, yaşlılar iyice yaklaştı.”

 

Estelle “Babam kim?”

 

Perus “Bilmiyorum tek bildiğim bir insandı ve insanları aralarındaki sınıflandırmada soylu olarak kabul ediliyordu.”

 

“Onu nasıl bulacağım?”

 

Perus “Onu gördüğün an tanıyacaksın Estelle sen yarı Khalsi’sin kendi kanından olanları tanırsın. Sana tavsiyem bir süre Penumbradan uzak insanlarla yaşa, yoksa kendi soyundan olanlar tarafından linçleneceksin ”

 

Estelle’nin gözü önüne annesinin ölmeden önce ona bakışı geldi. Vücudu ürperti ile titredi.

 

Perus “Hemen terk et burayı Estelle.”

 

“Ne…”

 

Perus “Çok yakınlar sanırım senin varlığını hissettiler. Bir insan köyüne git bir ay sonra beni tekrar ziyaret etmeye gel.”

 

Bunlar Perusun son sözleriydi Estelle tam bir şey söylecekken ağaç bir anda tüm altın sarısı rengini kaybetti. Tamamen siyaha büründü.

 

Estelle ellerini yumruk yapıp sıktığında koşmaya başladı.

 

[Daha hızlı koş.]

 

“En hızlı koşuşum bu tamam mı? Hava fazla yoğun nefesimi kesiyor.”

 

Gecenin Dileği

Gecenin Dileği

Puanlama 0.0
Seviye: Hiatus Tür: Yazar: Çizer: Yayınlanma tarihi: 2021 Orjinal dil: Türkçe
Gecenin Dileği Bir çok krallığı olan bir kıtada Sappen kralının bir hayali vardı. 'Tüm kıtayı birleştirmek' Bunun için birçok savaş çıkardı. Neredeyse tüm kıtayı fethetti bir bölge hariç orada kara ağaçlar bulunması yüzünden Penumbra* ormanı dendi. Bu ormanı alamamasının sebebi orada yaşayan bir kabile toplulukları olması. O kadar çok kendilerini soyutlamışlardı ki varlıkları bu savaşlar ile tanınmıştı. Onlara unutulmuşlar anlamında Oblivion dendi. Onlara her fetih için savaş açıldığında krallık üzerine birçok felaket geldi. En sonunda halkın ve soyluların zoru ile kral o topraklardan vazgeçti. İnsanlar böylelikle çocuklarına onların hikayelerini anlattı. Bu anlatılan hikayeler büyüdükçe büyüdü. Bu hikayeler içerinde tek doğru olan Oblivionların ruhlar tarafından kutsandığıydı.   Not: Ekibimizin minicik pofuduk TEMARİ'sinin orjinal novelidir. Resimler karakterleri daha iyi tanımlamak amacıyla konulmuştur.   Hemen oku!

Yorumlar

Ayarlar

Karanlık Modla Çalışmıyor.
Sıfırla